Erdemli olmanın uzun yollarında, çocuklarımıza da başkalarının muhasebesini değil kendi muhasebemizi yaparak, kendimizi geliştirerek ilerlemenin daha doğru olduğunu öğretirsek, canlı bir örnek olarak yanlarında durursak karşılığında onlardan da beklediğimiz saygı ve sevgiyi görürüz sanıyorum.
---
Mübarek Ramazan ayındayız. Ramazan’ın mübarekliğinin de aç kalmakla alakalı olmadığını ama nefsini kontrol etmeyi, başkalarının hissettiklerini hissetmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, hosgörüyü öğrendiğimiz, yaşadığımız bir dönem olduğunu Müslüman Türk ailesinde yetişmiş herkes bilir. Bilir de uygular mı? Evet, oruç bölümünü büyük bir çoğunluk yerine getirir. Peki kendimize çeki düzen vermeyi ne kadar başarabiliyoruz.
Son yıllarda değerlerimizi kaybetmekten bol bol yakınıyoruz. Bu konular açıldığında da değerlerden en fazla dem vuranların bunlara riayet etmediğini gözlemliyorum. Olmayan bir şey kaybolur mu, dememek için kendimi zor tutuyorum. Bol keseden dinden imandan bahseden, oruç tutmayanlara pis komünistler diyenleri sukunete çağırıp « parayla imanın kimde olduğu belli olmaz », sakal uzatıp haftada bir camiye gitmekle mümin olunmaz diyesiniz geliyor. Hem hemşerim, sen komşuluk haklarına hiç saygı duymuyorsun. Kapının önündeki araba park yerlerine hiç bir komşunu yanaştırmadığın gibi, komşu esnafları her fırsatta polise şikayet ediyorsun. Hak yiyorsun. Ne demişler « komşu komşunun külüne muhtaçtır » diyesiniz geliyor, ama anlayana.
Bir kaç yıl önce yaptığım bir araştırmada, Brüksel’de Türk toplumunun en çok polise başvurma nedeni komşu kavgalarıydı. Hatta taa köyden beri süren komşu geçimsizlikleri.
Yaşı ilerlemiş bir şeker hastası yakınım, doktorunun ihtarlarına rağmen oruç tutmakta direniyordu. Kendisi gösteriş için iman etmeyen, inançlı bir insan. « Küçük yaştan beri orucumu tutuyorum, tutamamak gücüme gidiyor » diyordu. Doktorunun « şeker koması riskine rağmen oruç tutarsanız Allah da memnun olmaz, zira size verdiği vücuda iyi bakmıyorsunuz » dediğinde ise « aman doktor Allah’ın benim orucuma ihtiyacı mı var. Zaten bir çok seyi Allah korkusundan değil kul korkusundan yapar olduk » demişti.
Erdemli olmanın uzun yollarında, çocuklarımıza da başkalarının muhasebesini değil kendi muhasebemizi yaparak, kendimizi geliştirerek ilerlemenin daha doğru olduğunu öğretirsek, canlı bir örnek olarak yanlarında durursak karşılığında onlardan da beklediğimiz saygı ve sevgiyi görürüz sanıyorum.
Vaiz gibi konustum. Ne haddime. Sadece, çevremde oruç tuttukları için barut fıçısı gibi dolaşanlar, başka meziyetler de edinmemiz gerektiğini hatırlattılar.
Bu vesileyle Mübarek Ramazanlar diyor, şimdiden şeker gibi bayramlar diliyorum.
04/10/2008 Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Eylül sayısı köşe yazısı