162km², 1milyonluk nüfusunun %27’ye yakınını yabancıların oluşturduğu genç, dinamik ve zengin bir şehir. Ülkenin milli geliri(GSMH)’nin %20’sine katkıda bulunurken, şirketlerin gelir vergilerinin de %33’ünü sağlıyor ve ülkenin diğer bölgelerinden gelen 370.000 kişiye iş veriyor. 52.000 diplomat ve uluslarası kurum çalışanları burada çalışıyor, yaşıyor. Potansiyeli yüksek, ülkenin paylaşılamaz şehri, hatta kendi hükümeti, parlementosu olan özerk bir bölge. Yeşil alanı, tarihi yerleri çok. Her yere yakın. Üç saatte Paris’te ya da Londra’da, daha az bir zamanda Amsterdam ya da Düsseldorf’ta olabilirsiniz.
Aman burası neresi diye herkesin gidip yerleşesi geldi eminim. Ama içi beni yakar dışı sizi misali, Belçika’nın ve Avrupa Birliği’nin başşehri Brüksel. İşşizlik oranı %20, hatta bu oran, gençlerde %32’ye ulaşıyor.
1968’den beri 1milyonun altına düşen nüfusu 2005’te nihayet tekrar 1 milyon’a ulaştı. Ha bire yeni gelenler olmasına karşın, nüfusun düşmesine sebep, bir taraftan orta sınıfın daha düzenli ve bakımlı olan Brüksel dışına kaçmasıydı, diğer taraftan da doğal nüfus artışını sağlayan doğumların azalmasıydı. Orta sınıfın Brüksel’i terketmesi hem şehrin belli bir kesiminin yeni gelen yoksullara bırakılarak bakımsızlaşmaşına, hem de önemli bir vergi kaynağının kaybedilmesine yol açtı. Son yıllarda, yoksullara ve yabancılara terkedilmiş olan şehir merkezi yeni ilgi alanı olmaya başladı. Gentrification dediğimiz bu yeni akım, yani büyük metropollerin şehir merkezlerine ilgi, bir nebze şehrin çehresini doğrultmasına yarasa da, hala bir Avrupa Başkenti niteliğinde değil.
Bu paylaşılamaz çekim bölgesi, Belçika’da yapılması öngörülen reformlarla ilgili de en büyük pazarlık ve şantaj sebebi. Halbuki bir yerlerde reform yapılacaksa önce Brüksel’den başlanması gerekiyor. Nüfusunun %80’ninden fazlasının Frankofon olduğu bir şehirde iki dil mecburiyeti var ancak bunu sağlayacak iyi eğitim kurumları yok. Üniversitelerin dil ve matematik bölümlerinden çıkanların hiç biri öğretmen olmaya heveslenmiyor çünkü diğer kurumlarda olanaklar çok daha çekici.
Büyük ikilemlerin yaşandığı, ayrımcılığın arttığı bir bölge, ülkeye kattıklarına orantılı olarak ülkenin nimetlerini nüfusuna paylaştıramıyor.
Bir taraftan uluslararası kurumlarda çalışıp vergi ödemeden yaşayan, ister kendi özel okullarından, ister Brüksel’in kaliteli devlet okullarından istifade eden “expat”lar. Diğer yandan doğru dürüst eğitimlerini tamamlamadıklarından, yabancı dil bilmediklerinden iş olanaklarını Flaman ve Valon bölgesinden gelenlere kaptıran Brüksel’in yabancı kökenli gençleri.
Bakalım, Federal Hükümetin 15 Temmuz’da açıklaması beklenen reform paketinde Brüksel’e ne var?
30/06/2008, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Haziran 2008 sayısı köşe yazısı