Artık birçoğumuzun da aşina olduğu gibi Avrupa Birliği (A.B.), Konseyi, Parlementosu ve Komisyonu ile üç önemli kurumdan ibaret.
Strasburg’taki Avrupa Konseyi ile karıştırılmaması gereken bu kurumlar etrafında bir sürü lobi grupları da kendi çıkarlarını korumak ve alanları ile ilgili etki oluşturabilmek için çabalarlar.
Türkiye açısından da hatırı sayılır ve çeşitli olmasa da böyle gruplar vardır. Geçmişte bunları iş çevrelerinin temsilcilikleri ve Türkiye dışından siyaset yapan uç politik örgütler oluşturuyordu.
Türkiye’nin tam üyelik sürecine girmesi ile A.B. fonları ve hibelerinden medet uman sivil toplum örgütleri kurulmaya başlandı. Nasıl ilişki kurulacağını, neyi nasıl kotaracağını bilen kuruluşlar daha çok «azınlık» diye nitelendirilen gayri-müslimlerle, Brüksel’i bilen eski gazeteci ve diplomatların çevreleri gibi görünüyor. Diyalog ve köprü oluşturma ile kendilerini görevlendiren bu sivil toplum örgütleri şimdilik ancak kendi yağları ile kavruluyorlar.
Uç politik gruplara ise eskisi kadar yüz verilmiyor gibi görünüyor. Bu arada, medeniyetler buluşması, dinler veya kültürler arası diyalog, hoşgörü temaları altında furya yaratan gruplar var ki, A.B. etrafında cirit atan eş grupları gibi dini çevrelerden oluşuyorlar. Biraz açmak gerekirse Türkiye bağlantılı bu gruplar açıkça din ve siyaseti birlikte götürenlerle, «ılımlı islamcılar» dan oluşuyor. Eş gruplarını genel olarak Hristiyanlar diye tanımlasakta, Katolik Kilisesi’nin etkisini yadsımamak gerek.
Bilmeyenlerin de Ağca’nın Papa’yı vurmasıyla tanıdıkları Vatikan, Katolik dünyasının yönetildiği kale. Vatikan A.B.’nin önemini başından beri kavradığından 1970’den itibaren Brüksel’de temsilciliğinin yanı sıra, 1980’de de COMECE‘yi (A.B. Ülkelerinin Katolik Din Temsilcileri Komisyonu) kurarak daha sonra A.B. Anayasası’na, Avrupa’nın Hristiyan kimliğini yazdırabilmek için çok uğraşmıştır.
Gelişmiş Avrupa ülkelerinin bir çoğunda dinin günlük hayata etkisi azalırken, eski Doğu ülkelerinin A.B.’nin yeni üyeleri olmalarını da fırsat bilerek Kiliselerin temsilcileri A.B. üzerinden cemaatlarını toplamayı ummaktadırlar.
Bir taraftan 11 Eylül’ü kullanarak islamofobinin yükselişine göz yumarken, diğer yandan Müslüman Türkleri Hristiyan Kulübü gibi gördükleri A.B. tam üyeliğine reddederken, Türkiye menşeli dini gruplara ödün vermeleri nedendir? 40 yıldır Avrupa ülkerinde yaşayan Türkiye kökenli Avrupa vatandaşları Avrupa Parlamentosu’nda bir kutlama yapamazken, kapılar bu gruplara kocaman açılmıştır.
Bu görüşmelerin gereksiz olduğunu değil ama niyeti anlamaya çalışıyoruz.
Bu arada sivil toplum örgütlerine Türkiye’nin içinde de dışında da her zamankinden daha çok iş düştüğünü hatırlatmaya gerek yok sanırım. Sarkozy’lere ancak öyle cevap verilebilir.
26/01/2008, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı