Güneydoğu’da PKK ile çatışmalar sürüp gidiyor.
Bu sefer Türkiye kararlı. Irak’a, Bush yönetimine, PKK’ya karşı işbirliği çağrısı yapıyor.
Tezkere elde, yine de diplomasi deneniyor önce.
Türk askeri Kuzey Irak’a ha girdi ha giriyor diye Avrupalılar hop oturup hop kalkıyor.
Ya da öyleymiş gibi yapıyorlar. Hatta Avrupa Birliği çevrelerinde, 6 Kasım’da açıklanan rapor, rehin alınıp baskı yapılmıyor.
Türkiye’de ve Türklerin yoğun olarak yerleştikleri diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi, Brüksel’de de PKK’ya karşı protesto yürüyüşleri organize edildi.
Maalesef Brüksel’deki ilk tepkiler izinsiz. Gençler tepkilerini Amerikan Büyükelçiliğine, Kürt ve Ermeni lokallerine saldırırak gösterdiler. Belçika medyası günlerce bu konuyu ele aldı, çarşaf çarşaf yazılar çıktı.
1990’lı yılların başlarında Brüksel’in farklı semtlerinde arka arkaya Fas asıllı gençlerin “ayaklanmasını” yaşamıştık. Hatta bazı sosyal projeler bu tepkilerin sonucunda hayata geçirilmişti. Bu “ayaklanmalara” Türk kökenli gençler katılmamışlardı. Kendi hakları için hiçbir zaman sokağa dökülmemiş bu Türk kökenli gençlerin tepkisi herkesi şaşırttı. Tepkilerin arkasında kimlerin olduğu sorgulandı. Hepsi bozkurtlar olarak sıfatlandırıldılar, 3 bin km ötesinde olup bitenlerden onlara ne dendi, bu “Türklüklerinin” karşısında “Belçikalılıkları” sorgulandı. İlk şaşkınlıktan sonra, olayların biraz da spontane geliştiği, bu vesileyle, gençlerin kendi gelecek kaygılarına tepki gösterdikleri dile getirildi.
Aslında ne ekiliyorsa, o biçiliyor. Gençlerin yaptıkları asla tasvip edilemez ancak oy avına çıkan parti yöneticileri, bile bile hem dini hem milliyetçiliği en çok kullanan etnik kökenli adaylara başvurup sonra da ihtar ediyorlarsa burada bir yanlış var. Yine aynı kesimden “bu gençleri kimler kışkırtıyor, olayların arkasında Türk devleti mi var” deyip aynı zamanda Türk Sefaretinden kendilerine aday bulmalarını rica ediyorlarsa bunu da sorgulamak lâzım. Bundan alınan kuvvetle burada en çok estirenler de aşırı milliyetçi tepkiler oluyor ve inanın bunu Türkiye’nin yararına yaptıklarını sanıyorlarsa, hiç öyle olmuyor. Burada hem ailelere hem de sosyal sorumluluk projesi yapmaya çalışanlara çok iş düşüyor. Ayakları üstünde durmayı başarabilen, toplumda söz sahibi olan, karar mekanizmalarında yer alabilen gençler ancak kendi toplumlarına ve icabında Türkiye’ye faydalı olabilirler.
Bu arada uluslararası kadınlar günü kutlu olsun.
19/11/2007,Leyla Ertorun, Binfikir kasım sayısı köşe yazısı