Brüksel’de mesai saatlerinde arabayla uzun mesafeler gitmediğim için radyo dinleme refleksimde yoktur. Ama o gün nasıl olduysa Première’i dinliyordum. Haberler veriliyordu ve spikerin « İstanbul’da bir Türk gazeteci vuruldu, ermeni asıllı » demesiyle irkildim.
İçimden « İnşallah Hrant Dink değildir » derken gazetecinin telaffuzundan 0 olup olmadığını anlayamadım. Gazeteci « Randing » gibi telaffuz ediyordu. Eve geldiğimde hemen Türk kanallarını açtık ve maalesef Türkiye’de bir kez daha bir gazeteci susturulmak istenmişti, bir kez daha farklı bir ses çıkaran bir vatandaş katledilmişti. Bu kez, üstelik şu aralar çok konuşulan, çok tartışılan Ermeni sorununun özellikle Avrupa’da çok gündeme geldigi sırada, Ermeni kökenli bir Türk vatandaşına kıyılıyordu. Ve maalesef, nihayet Ermeni sorununu Türkiye’de konuşulabiliyorken, sorgulanabiliyorken...
Bana göre bu cinayetin Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, A.Taner Kışlalı ve diğer gazetecilerimizin cinayetlerinden bir farkı yok. Bazan Türkiye’nin bütünlüğü adına dış tehlikelere karşı duyarlı olmak isterken daha mı suskun oluyoruz acaba, diye soruyorum kendi kendime. Fakat bu saydığım aydınlar bazılarına göre daha aykırı görünseler bile bence Türkiye’nin iyiliğini herkesten daha çok arzuluyorlardı. Daha özgür, daha adil, daha demokratik, çağdaş bir ülkeydi onların özledikleri, Türkiye’ye yakıştırdıkları.
Ya Orhan Pamuk’a, Elif Safak’a yapılanlara ne demeli. Onların söylediklerine veya yazdıklarına katılır ya da katılmazsınız, bunu da karşı tez getirerek, kendi düşüncelerinizi ifade ederek yapabilirsiniz. Ama maalesef öyle olmuyor, “vatan haini” hakaretleriyle başlayıp ölüm tehditleri ile devam ettirilen tepkiler.
Uzun lafın kısası, bu son cinayetin ardından bir çok kesim sağduyuya davet etti herkesi ve olayı kınadı. Bir kısım kışkırtıcı silahşör medya da yanlışının farkına varmıştır ve cehaleti manipüle etmenin vatanseverlik değil, Türkiye’ye zarardan başka bir şey getirmediğini anlamıştır, umarız.
Öncelikle Türkiye, yakın tarihini irdelemeli, eleştirmelidir. Bölgede güçlü bir ülke ve istikrarlı bir Cumhuriyet’i dış tehlikelerden korumanın yolu, 3 darbeyi ve diğer rejim krizlerini irdeleyerek, yanlışlardan dersler çıkararak, vatandaşlarını döneme göre ezmeden, her bireyin hakkına sahip çıkmaya çalışarak olur.
Toleransın birbirine tahammül olmadığını ve farklı olanların (homoseksüeller, farklı etnik gruptan olanlar, gayri müslimler, vs…) ayrımcılığa maruz kalmalarını engelleyerek çağdaş bir topluma erişileceğini anladığımızda sanırım sorunun büyük bir kısmını çözmüş olacağız.