Seçimler nihayet bitti. Rüzgârı gören yelkeni açtı. Rotanın fazla bir önemi yoktu sanki. Bu arada parti değiştirenler, adres değiştirenler, istifa ettirilenler, istifa edenler derken, birileri de yazdı çizdi. Bazıları insanları rencide etmeden doğruları nasıl yansıtabilirim, bazıları da parayı veren düdüğü çalar dedi. Azıcık mürekkep yalamışlar, entel edasıyla size entellektüel diyorlar ve bu sanki kötü bir şeymiş gibi halbuki iyi bir insansınız diye ekliyorlar.
Radyo programı yaparsınız, yerli bir gazetenin çıkarılmasında yer alırsınız, velileri eğitim sistemi konusunda bilgilendirirsiniz, vs…, toplumun bir adım önünde durmaya çalışanlar « ama bu halka hitap ediyor mu ? » « bu çok profesyonel, halk bunu anlıyor mu » gibi abuk sabuk tespitlerde bulunurlar. Halbuki sizi halkın seviyesine inmemekle suçlarken kendilerinin bu halkın ne kadar üstünde durmak istediklerinin farkında değillerdir. Çünkü ben « halktan », « yaa biz çok cahiliz, ya da, çok aptalız, bunları anlayamıyoruz » dediklerini duymadım. Aksine ufuklarını açan insanlara hep teşekkür etmişlerdir.
Ben de, seçim boyunca duyduğum, gördüğüm saçmalıklar karşısında, cebime koyduğum şu aşağıdaki hikayeyi çıkarıp çıkarıp okudum.
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyormuş. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli « helal değildir » diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der :
« Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz . O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir ».
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de O’na sorar.
Hacı Bektaş Veli de şöyle der :
“Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
O sebepten dolayı O senin hediyeni kabul etmiştir”.
Bana bunu gönderen arkadaşım “böyle tevazu ve incelikle, birbirlerini yemek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan ve toplum olmamız dileğiyle…” diyor.