80’li yılların Belçikasındayız. Burada yaşayan Türklerin en eskisi sadece 15-20 yıldır burada ve daha yeni gelenler onlara « ya insan bunca yıl gurbette nasıl yaşar » diyorlar. Kimsenin, dünya göç tarihinde olduğu gibi, sosyolojik verilerinde doğruladığı bir veriden haberi yok : » Gidenlerden, çok azı geri döner ».
Nasıl olsa geri döneceklerini düşündüklerinden yeni dünyalarına ayak uydurmayı denemiyorlar, arkalarında bıraktıkları memleketlerine odaklı yaşıyorlar. Ama ne yazık ki, o dönem iletişim araçları daha az ve asgari ihtiyaçlar haricinde para harcamadan bir an evvel memlekete dönmeyi planlıyorlar.
Birkaç Türk gazetesinin Avrupa baskısı haricinde, Türkçe yayınları, radyodan Türkiye’nin sesinden ya da Macaristan’ın Türkçe yayınlarından dinleyebilirken, Belçika’nın ulusal radyo televizyonları da göçmenlere kendi dillerinde program hazırlıyorlar. Bunlar çok kısa süreli. 15 dk ya da yarım saati geçmeyen ayda ya da hafta da bir yayınlanan bir televizyon programıyla 1 saati geçmeyen haftalık bir radyo yayını. Frankofon Radyo Televizyon Kurumu, RTBF’den Nazım Alfatlı’yı, Flaman Radyo televizyon kurumu, BRT’den Müşerref Çamoğlu, Bülent Samanlı ve Fethi Gümüş’ü hatırlıyacaktır, birçoğumuz. Ancak belli bir istikrar yakalanamıyor. Kısıtlı olanaklarla, kısıtlı içerikler izleyicileri sadıklaştıramıyor. İzleyicilerin pasifliği, prodüksiyonların darlığı, programda çalışan arkadaşları da yıldırıyor ve her biri başka alanlara yöneliyorlar. Sadece, Nazım Alfatlı aynı televizyonun başka bir programında devam ediyor.
Bu arada bir kaç özel inisyatifte var. Brüksel’de önce bir dernek sonra bir grup genç Radio Panik’te Türkçe yayınlar yapıyorlar. Birincisi bilmiyoruz hangi nedenden, ikincisi bir kız davasından radyoda birbirlerini bıçakladıkrından, programlarına son veriliyor. Ve aynı radyo, alternatif yayınlara ve çok kültürlülüğe önem verdiğinden ciddi yayıncılar bulurlarsa Türkçe yayını devam ettireceklerini söylüyorlar. Ve biz o arada devreye giriyoruz. Sosyal bilimler fakültesinden bir arkadaş, Nuran Balcı ile Fransızca ve Türkçe hazırladığımız bir demoyla, Radio Panik’in yeni Türkçe yayını « Emission Turque »’ü başlatıyoruz. Radyo yöneticileri bize bir kaç saat verecekken biz imkânlarımız kısıtlı olduğundan pazar günleri bir saatle yetiniyoruz. Daha sonra bu program diğer bir çok arkadaşın katkısı ile yıllarca devam ediyor.
Sonra, bir ara veriyoruz, daha doğrusu veriyorum. Özveri ile, severek yaptığım bir iş olmasına rağmen, olanaksızlar, ucunda para olmayan bir işe herkesin mesafeli bakması ile programlara ara veriyorum. Ancak radyodan kopmuyorum. Dinleyicilerin ve radyodaki diğer üyelerin ısrarı üzerine geri başlıyoruz, Türkuaz’la. 90’lı yıllardayız ve artık herkes Türk hafif müziği de dinliyor, sadece arebesk değil. Sezen Aksu, MFÖ ve diğerleri artık yabancı değil ama bir o kadar da yeni iletişim olanakları çoğaldığı için Türk kanalları seyrediliyor. Buna rağmen, müziği programlayan arkadaşımız Şenol Abiz, kaliteli olmak kaydıyla her telden derlediği seçimlerle dinleyiciyi çekiyor. Haberleri artık Türkiye gündeminden çok Belçika’ya odaklıyoruz. Sosyal haklarla ilgili bilgiler veriyoruz. Kadınları bilgilendiriyoruz. Eglendirirken, bilgilendirmeyi hep önemsiyoruz.
Sonra geçen yıl bir kaç aylık bir ara vermek zorunda kalıyoruz çünkü stüdyomuzun bulunduğu eski kışla-Baudoin Kışlası satılıyor. Taşınmamız, yeni stüdyonun onarımı bir süre alıyor ve canlı yayınlar geçici olarak durduruluyor.
Bu arada Türk toplumundan bazı girişimciler Türkçe yeni bir radyo kurmak için frekans isteğinde bulunuyorlar, imzalar topluyorlar. Bizim dinleyicilerimiz de imza verdiklerini söylüyorlar. Her ne kadar girişimle bir ilgimiz olmasa da destekliyoruz, özel girişimlerden çok, frekans isteğini haklı bulduğumuz için.
Brüksel’de yasal olarak varolan bir radyoda yayın yapan tek programcı olarak konuya hep duyarlı kalacagız ve 5. katta ki stüdyomuza tırmanma sorunum kalmadığında tekrar Türkuaz’da sizlerle olacağım.