26 Kasımda bir geçit töreni ve havai fişeklerle, Belçika’nın kuruluşunun 175.yılı ve Federalizm’in 25. yılı kutlamaları sona erdi.
Belçikalı, ne tam olarak Fransız, ne Hollandalı ne de Almandır ama biraz bunun hepsi diyebiliriz. 1830’da Belçika’nın kuruluşuna kadar, Belçika, önce İspanya Habsburglarına, sonra Avusturya, sonra Fransız Cumhuriyeti sonra I. İmparatorluğa bağlı, Viyana Kongresinden sonra Hollandalı. Nihayet Büyük güçlerin rızası ile 1830’da bagımsız olmuştur. Parlamenter bir monarşi ile yönetilen ülke, 25 yıl önce, yani 1980’de bölgesel sınırlarına bir de Federalizmi ekleyerek bölgelere ve farklı topluluklara özerk yönetim sistemini getirdi. Böylece Valonlar Valon hükümetine, Flamanlar Flaman Hükümetine ve bu ikisi tarafından paylaşılamayan Brüksel’de özerk bölge olarak parlamentosuna kavuştu. 70.000 civarında olan Alman kökenli vatandaşlar ise yerleştikleri bölge, Valonya bölgesi kapsamında olduğu için onların parlamentosunda kontenjana sahiptirler ve yine Fransız Topluluğu içinde temsil edilirler.
Flamanlar son yıllarda erdikleri refahı ülkenin diğer bölgeleriyle paylaşmak istememektedir. Valonların bazıları da Fransa’ya dahil olarak birer cumhuriyet vatandaşı olmanın daha iyi olacağını savunmaktadırlar. Yani dememiz o ki bir çok kesim Belçika’yı bir arada tutanın Kral olduğunu düşünmektedir.
Bu arada, Flaman halkı diğerlerinden sayı olarak daha fazla oldukları için, Belçika’nın başbakanı hep bir « Flaman » olmaktadır. Bir frankofonun şansı yok mu dersiniz ? Var. Nasıl mı ? Bu bölgelerde göçü ve doğumu teşvik ederek. Şimdilerde daha katolik görünen Flamanlar daha çok çocuk yapmaktadırlar. Ama bir de Belçika’ya has bir konsensus ile her şey daha çabuk olabilir. Olmaz imkânsız dendiği halde bakın Belçika Parlamentolarında üç tane yabancı asıllı bakan var. Federal hükümette Gisèle Mandela, Fransız Topluluğu’nda Fadila Laanan ve Brüksel hükümetinde Emir Kır. Biri Afrika kökenli, biri Fas kökenli ve biri Türk kökenli. Yani dengeler hep gözetilmekte, tabii ki biraz da konjonktüre bağlı. Bu bağlamda, bir ara bu Frankofon başbakanın diğer Flaman liberallerin desteği ile Louis Michel olabileceği söyleniyordu. Al gülüm ver gülüm alışverişinde mantık hrıstiyan katolikleri uzaklaştırırken ülkenin diğer kesimine de bir jest yapmış olacaktı. Dedik ya, konjonktüründe rolü var ve nitekim liberal Louis Michel, sosyalist parti başkanı Elio Di Rupo’nun da desteğiyle Avrupa Birliği Komisyonuna Komiser oldu. Başarılı bir dışişlerı başkanlığından sonra, özellikle Afrika ile sancılı ilişkileri iyi yönetmiş olduğundan Avrupa’nın da bu alanda temsilciliğini yapacak. Senaryo bu kadar mı ? Hayır. Gelecek genel seçimlere Hrıstiyan Demokratlar toparlanarak geri geliyor gibiler. Laik Liberal Flaman’ların Laik Sosyalistlerle işbirliğinden var olan sürtüşmelere rağmen memnun olduğunu varsayarsak Hrıstiyan Demokratların önünü kesmek için Frankofon sosyalistlere buyrun başbakanlık sizin diyebilirler. Ve İtalyan asıllı bir Belçikalı olan sosyalist parti ve Valon hükümeti başında olan Elio Di Rupo bu göreve çağrılabilir. Diğer bir senaryo da bölgede ki yolsuzluk söylentilerinden sonra Valon hükümetinin başına geçip sosyalistlerin hükümdarlığını devam ettirmeye çalışan Di Rupo’nun bu görevi bir hanıma, şu anki Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Laurette Onkelinkx’e verebileceği. Bu soruyu TÖSED derneğinin yemeğinden sonra kendisine sorduk « hayır, bu göreve talip değilim, ülkemizin diğer diline henüz yeteri kadar hakim değilim » dedi. Joker başka birine rastlayabilir, o zaman da gerçekten joker olur. Şimdilik biz de kalsın.
Bu ufacık ülke ile ilgili bir sürü « laz » fıkrası anlatılsa da, özellikle Fransızlar tarafından, bir çok alanda başarı edinmiş şahsiyetiyle de tanınmaktadır. Fransızca dilbilgisi yazarları, Tenten’i yaratan Hergé’si, Johny Holyday’i, Jean Claude Van Damme’ı ve özellikle Fransa’da ün salmış César ödüllü sinemacı ve sanatçılarıyla, modacılarıyla tanınmaktadır. Bunun yanı sıra çikolata, kızarmış patates ve brüksel lahanası değil de diğer lahana « chicon » deyince eşittir Belçika spesiyaliteleri demek lazım. Bu arada, toplu iğne ile adeta dokunan dantelini ve çizgi romanını unutmak suç teşkil eder.