Yazılarımıza biraz ara verdiğimiz zaman, gecikmelerimizin konu bulamama sıkıntısı olduğunu düşünenler olabilir. Halbuki, en azından benim için, tam tersine yazacak çok şey olduğu zaman yazamama gibi bir sancıya kapılıyorum. Tabii zamansızlık da bu sancıların çoğalmasını tetikliyor.
Kadınlar ne ister diye başlık attığım yazıyı bitiremeden son günlerde kadınlardan duyduğum, özellikle de Belçikalı kadınların ağzından duyduğum ama ummadığım seyleri de ekledikten sonra sizlerle paylaşmak istemiştim, hala noktalayamadım.
Bu arada konferanslar, fuarlar, sergiler ha bire geziyorum. Hem kendim için hem de sizlerle paylaşmak adına.
Bazı konular çok hassas, ille de yazmak gerekiyor ama konuyu objektif
olarak aktarırken yorumunuzu da eklemek gerekiyor. Bununla beraber, yorumunuzla bir şeyleri yükseltmek ya da yermek değil konu üzerinde düşünmeye davet etmeniz gerekiyor. Zor iş. Kelimeleri kendi başlarına bırakamazsınız. En azından ayaklarınızı müziğe uydurmanız gerekir. Neler saçmalıyorum, aklım bir ara tango ile ilgili başladığım yazıya gitti.
Neyse …
17 Aralık öncesi hemen her gün Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ele alan toplantılar düzenlendi. 17 Aralık sonrası da toplantılar açısından pek rehavet dönemine girildi sayılmaz, bu tür toplantılar düzenlenilmeye devam edildi. Bunların içinden iki tanesi vardı ki her ne kadar duyuruları bir ölçüde yapıldı ise de yapılan yorumlar tarafsız değildi.
Bahsettiğim bu toplantılardan bir tanesi Avrupa Parlementosu'nda yapılan oldukça destekli ve kalabalık bir Abant grubu çıkartmasıydı. Türkiye'nin üniversite ve basın çevrelerinin önemli yüzlerinin bulunduğu konferansın konuşmacıları iyi seçilmisti. Konferansı düzenleyenler Avrupa Parlemontosu, üniversite çevresi, vs ortaklaklaşa çalışması gibi görünse de dağıtılan dosyaların içi Abant grubu broşürleri ile doluydu. Bunun yanında Belçika Türk İş Adamları Derneği - BETİAD'ın bastırdığı, ön sözünü Türk asıllı Brüksel Hükümeti Devlet Sekreteri Emir Kır'ın imzaladığı güzel bir girişimciler katoloğunun yanı sıra, Fethullah Gülen Hoca'nın bir bildirisi de yer alıyordu.
Gelelim diğer ilginç toplantıya. Yine Brüksel'de, 17 Aralık ertesinde, BADD-Belçika Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Düzenlediği, Doğu Perinçek'in başı çektiği gazeteci ve akademisyen konuşsmacıların, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine daha ulusal bir pencereden, üyeliğe pek sıcak bakmadıkları bir paneldi. Katılımcıların büyük bir çoğunluğunu Atatürkçü Düşünce Derneklerinin, Belçika'nın çeşitli şehirlerinden gelen üyeleri, İşçi Partisi sempatizanları ve önemli miktarda Doğu Perinçek'i televizyon kanallarında izleyipte görüşlerini ilginç bulan parti dışından olanlar vardı.
Yazabilseydim eğer zamanında, bu konferansların birer yemekle bittiğini, birinin lüks bir otelde bir davet, diğerinin de bir düğün salonunda destek yemeği olduğunu ve daha neler neler konuşulduğunu yazardım. Arkadaşımız Yakup Yurt BADD'ın konferansı ile ilgili kapsamlı bir şeyler yazmıştı zaten.
Söz, önümüzdeki günlerde bir şeyler karalayıp paylaşacağım sizlerle.
Bu arada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin artık kaçınılmaz olduğunu gören Belçikalı bazı dernek ve oluşumlar da en azından konu ile ilgili bir şeyler yapmak, sunmak istiyorlar. Belçika'da ki sivil çevrelerin tutumunu, Türkiye asıllı göçmenler, islam, insan hakları, azınlıklar, vs …..ilgilendiriyor.
Bazı kurumlar herkese açık konferans düzenlerken, bazıları da kendi grupları içinde konuyu irdeliyorlar. Bu arada Avrupa çapında çalışan bazı dernek ve kurumlar, artık geri dönülmez bir sürece girdik tezini kabullenip, bunun meyvelerini nasıl yeriz, ya da sadece paylaşımımızı nasıl artırırız tavrındalar.
Amaç ne olursa olsun, tartışmanın olduğu, tecrübelerin paylaşıldığı, işbirliklerinin arttığı ortamlar bütün taraflara fayda getirir kanısındayım. Zaten, tanımadığınız, bilmediğiniz bir şeye nasıl karşı olabilir ya da sevmeyebilirsiniz. Einstein'ın dediği gibi, bazan ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha güçtür.
Cağrıldığım bu toplantıların birinde, Türk asıllı göçmenlerin neden uyum sorunu çektiklerini, niçin kendilerine dönük yaşadıklarını, acaba bunun çok milliyetçi olmalarından mı kaynaklandığını soruyorlardı. Sonra medeni kanunun Avrupa medeni kanunlarına daha yakın olduğunu, medeni kanunda kadın haklarının Faslı kadınların haklarından daha farklı olduğunu duyunca şaşıranlar. Pantolon üstüne elbise ya da etek giymenin 30-40 yıl önce Belçika'ya gelen Türk göçmenlerinin yarattığı bir giyim tarzı olduğunu, Türk milli kıyafeti olmadığını duyunca şaşıranlar. Karısını boşamak isteyen erkeklerin tek taraflı boşanamadıklarına şaşıranlar. Şaşırmaları doğal çünkü Belçika'daki Faslı kadınların yaşadıkları en büyük sorunlardan biri tek taraflı boşanmalara maruz kalmak. Fas'ın genç Kralı 6. Mohammed'in, babası II.Hasan'ın tahtını devraldıktan sonra ülkesini daha açık bir toplum düzeyine getirme isteme çabaları meyvelerini vermeye başladı. Kadın hakları ile ilgili düzenlemeler gündemde. Tabii iç ve dış dinamiklerin de rolü var bu değişim rüzgârında.
Gelelim tekrar toplantımıza. Belçika'da yaşayan Türk asıllı vatandaşların uyum meselesini sosyolojik kriterleri sıralayarak biraz açtıktan sonra, sosyolog arkadaşım Ural Manço'nun anlattığı bir şeyi anlattım. Sizlerle de paylasayım. Hollanda'daki bir araştırmanın sonucunda şöyle bir kanıya varılmış. Tabii sonuç biraz karikatürüze edilerek. Fas asıllı yabancı gençler diskoteğe gittiklerinde içeri girmeleri reddedildiklerinde, gerekli mercilere ve derneklere başvurup bunu şikayet ediyor ve kamuoyuna da bu ayrımcılığa maruz kaldıklarını iletiyorlarmış. Türk asıllı gençlerin başına böyle bir sey geldiğinde ise, buna karşı gelmek yerine gidip kendileri bir diskotek açıyorlarmış.
Daha söyleyecek, antalacak çok şey var. Örneğin Ankara'nın niye başkent yapıldığını bir Belçikalı'dan öğrenmek ister misiniz?
Söz yazıp, sizlerle paylaşacağım. Bunu ve diğerlerini. Ama Ankara'nın niye başkent olduğunu doğru bilirseniz, sizi güzel bir restorana yemeğe götürürüm. Söz. Eğer ğ ile baslayan bir kelime bulabiliyorsanız, bunu da bulacaksınız demektir.
Yazışmak üzere.