Renkler ve zevkler tartışılmaz denir bir çok dilde. Burada hem kişinin beğenisinden, özel seçiminden bahsedilir hem de iç ve dış etkenlerin yüklediği anlamın etkisi imâ edilir.
Ya toplumlar, seçtikleri sembollere renkleri de yüklemezler mi ? Siyaseti, dini anımsatan renkler yok mudur ? Yüklendikleri anlamlar evrensel midir ?
Renkler bulundukları ortamlara göre farklı semboller ifade ederler. Nadiren de olsa aynı şeyleri ifade ettikleri söylenebilir. Örneğin genel olarak beyaz saflığı, masumiyeti ifade eder. O yüzdendir ki gelinlik beyaz renkli kumaştan yapılır. Ama bunun yanında bazı toplumlarda cenaze törenlerinde ya da yas tutarken de beyaz giyilir.
Kırmızı denince de tutkunun rengi denir genel olarak ama kanı da anımsatır. Eskiden kırmızıyı hafif meşrep kadınlar giyermiş, biraz cafcaflı ve fazla dikkat çeken bir renk olduğundan. Türk toplumunda da kırmızının yeri önemlidir. Bir taraftan bayrağı sembolize eder diğer yandan da gelinin taşıdığı aksesuarları. Örneğin gelinin yüzüne örtülen al duvak, gelinliğin üstüne, bele bağlanan kırmızı kuşak bekareti sembolize ederler bir anlamda. Yunanistan’ da da bu böyleymiş.
Antik Roma’da kırmızı Mars tanrısının rengiymiş ve güç ve iktidarı temsil edermiş. Bazı Afrika ülkelerinde de ailenin babasına ayrılmış bir renkmiş kırmızı. Japonya’da kırmızının şeytanları uzaklaştırdığına inanıldığı için tapınakların, hatta evlerin girişinde kırmızı semboller bulmak mümkünmüş. Mısır’da da kırmızı kötülüğü ve yok etmeyi hatırlatırmış. Zaten Firavunlar zamanında kötü kahinleri yazmak için de bu rengi kullanırlarmış. Oysa Galler’de, küçük kırmızı bir alevin hastalıkları uzaklaştırdığına inanılırmış. Diğer yandan İngiliz ve Alman köylerinde 19.YY’a kadar evlenen çiftlerin kullandıkları resmi renkmiş. Esasında Anadolu’da da kıyafet devrimi ve Batılılaşma sürecinden önceki dönemde gelinlikler beyaz değilmiş. Günümüzde folklorik kiyafet diye bildiğimiz kıyafetlerin türünden, oldukça görkemli al kadife ve simlerle işli kıyafetlerden ibaretmiş.
Gelelim sarıya. Genel olarak güneşin rengi diye bilinir. Çinlerde sarı, İmparator’u temsil etmekteydi ve onun önünde saygıdan baş hep öne eğilirdi. Batı’da ise, Ortaçağda kargaşanın ve deliliğin sembolü idi. Ama çok ilginçtir Hıristiyanizm onu hem ölümsüzlüğün hem de ihanetin sembolü yaptı. Vatikan’ın bayrağında sarı vardır, ihanetin sembolü olan Judas’da hep sarıyla temsil edilmiştir. Günümüzde de Belçikalı sosyal Hıristiyan partisinin rengi sarı /kavuniçi gibidir.
Diğer yandan bir çok reklam anonsunda kullanılan sarı, bazı Batı Avrupa ülkelerinde de ihanete uğrayan kişiyi temsil eder, hatta « boynuzlu » sarısından bile bahsedilir.
Hindistan’da ise mutlak mükemmeliyeti sembolize ettiğinden ancak Buda’nın temsili için sarıya izin verilir.
Guatemala ve Meksika gibi bir çok Orta Amerika ülkesinde de sarı gençliği ve gücü temsil eder. Endonezya’da ise tam tersine ölümü temsil ettiğinden, Java adasında cenaze törenlerinde küçük sarı bayraklar naaşı çevreler.
Politika’da ise kırmızı evrensel anlamda sosyalizmin rengidir. Yeşil, Batı’da ekolojistler/yeşillerin rengidir. Hatta yeşillerin de solcu olduğunu imâ etmek isteyenler, yeşiller karpuz gibidir yani dışı yeşil içi kırmızı yakıştırması yaparlar. Laci mavi, liberallerin rengidir. Hatta geçen dönem Belçika hükümeti bu üç akımın oluşturduğu bir koalisyon olduğu için gökkuşagı hükümeti diye adlandırılıyordu.
Türkiye’de de açıkça düşüncesini ifade etmeyenlere renk vermiyor deriz, hatta birinden bir bilgiyi koparamıyorsak aynı ifadeyi kullanırız. Sonra Türkçe’de ve hatta diğer dillerde psikolojik durumumuzun yüzümüze yansıyan halini de renklerle ifade ettiğimiz olur. Örneğin bazı insanlar utanınca yüzleri kızarır, kıpkırmızı olmak ifadesini kullanırız. Yalnız sıkıntıdan, mahçup düşürüldüğü için kızaranlara ise diğer dillerde kıpkırmızı oldu denilirken Türkçe’de mosmor oldu deriz.
Vücudumuzu bir yerlere çarptığımızda oluşan ekimozlara, tıpta öyle ama halk dilinde şuram, buram morardı deriz halbuki başka dillerde ise şuram buram mavi oldu denir.
Gelelim, dindeki renklerin sembolüne. Başta Hıristiyanlıktan biraz bahsetmiştim. İslamın tartışılmaz rengi ise yeşildir. Yeşilin diğer renkler göre bir kutsallığı var gibidir. Diğer yandan dinin inanç alanı haricinde de yeşil, dinin politikaya bulaşmasıyla ilgili de çağrışı yapar. Hatta bir ara çokca bahsedilen Yeşil hat projesi de İran devriminin akabinde özellikle Türkiye’nin esas alındığı ama Orta Asya ve diğer ülkelere uzanmak isteyen bir islamı politikayı yayma projesidir.
Belçika’da yaşayan Türkler arasında ise bir renk cümbüşü yaşanmaktadır. Buna renklerin cilvesi mi desek yoksa politikanın cilvesi mi desek, bilemiyorum.
Sosyal demokrat olduğunu söyleyip, liberal partiye üye olanlar mı dersiniz, solcu hariç her şey olduğunu söyleyenlerin sosyalist partiden aday olmalarını mı dersiniz, keskin renkler kırmızı ve mavi laci’den çekinip yeşilim diyenler mi, ya da yine sosyalistler ve liberallerin laikligini ateist olmakla karıştırıp « aman yeşiller dine karşı olmayan solcular » deyip onlara oy verenler mi, Türk kanallarındaki haberlerde gençlerin polisle çatışmasını seyrederken « gebermiyesice goministler » deyip ama Belçikalı doktoru ya da komşusu Maoist-PTB partisinden diye onlara oy verenler mi dersiniz ?
Rengimiz çok. Bir renk cümbüşü yaşıyoruz, henüz nüanslarla bile tanışmadık. Ama gökkuşağının enginliginden renk seçecek herkes kendine. Her şey zamanla yerine oturacak.
Biz de bir renk seçmistik kendimize. Türkuaz.
Bazılarına göre yeşil bazılarına göre mavi, güzel bir renk. Türkiye’yi, Ege’yi, Akdeniz’i, firüze taşını anımsattığı için, diğer dillerde de bilinen ama yazılışını özellikle Türkçe tercih ettiğimiz bir kelime. Haftada bir kez Radyo Panik’ten size seslendiğimiz, Brüksel’in en eski Türkçe yayını, Türkuaz.
Pek yakında tekrar Türkuaz’dayız. Sesinizi ve sesimizi duyurmak için