Dünyada hoşgörüsüzlüğün kol gezdiği şu günlerde diyalogdan, kardeşlikten bahsetmek inandırıcı görünmeyebilir.
Bir tarafta doğal afet sonucunda Asya’nın güneyinde hayatını kaybeden 150.000’den fazla insan, diğer yandan demokrasiyi getirmek adına Irak’ta süren bir savaş -çıkar savaşı demek daha doğru olur- var.
Hoşgörü kelimesinin eş anlamlısı tolerans, Fransızca’dan uluslararası arenaya taşınmıs olanı ve daha çok bilinenidir. Türkçe’de de kullanmakta olduğumuz ve hoşgörü diye çevirebileceğimiz bu kelime tahammül etmek fiilinden türetilmistir.
Hosgörü bir anlamda tahammül sınırımız mı demektir ? Yani doğanın insana yaptığına tahammül edemezken insanın insana yaptığı karşısında tahammül duygumuz daha mı engin ? Bir taraftan kardeşlik duygularımızın kabardığı Noel günlerinde ve ertesinde, paylaşmak adına yardım toplanıyor, diğer yandan yas ilan ediliyor, saygı duruşları yapılıyor. İnsanın insana saygısı. Bu davranışların önünde eğilmek lâzım.
Dünya’nın diğer bir köşesindeki savaşa göz yummak gerçekten çaresizliğimizin bir ifadesi mi yoksa « tolerans »ın kabul edilebilinir sınırı mı ?
İyilik yapmak için ille de kötü ile bir karşılaştırma mı yapmak zorundayız ? Ne yapalım yani, bir yerdeki çaresizliğimizi bahane edip hiçbir yere el uzatmayalım mı ?
Sorular zor, cevaplar daha da zor.
, Brüksel’de dinler arası diyalog konulu dört gün süren bir « zirve » gerçekleşti. Kral’ın himayesinde yapılan bu buluşma Dişişleri’nin Egmond sarayında, Dünya’nın dört bir yanından gelen farklı din « otoriteleri » ve düşünürlerini diyaloga çağırıyor. Bu platformda paylaşılan müştereklerin ülkelerin siyasetine yansıyabileceğini, din adamlarının birer « uzlaştırıcı elçilik» yapabileceklerinden yola çıkıyorlar. Böyle bir gereksinim özellikle 11 Eylül sonrasında ve medeniyetler çatışması korkusuyla da ortaya çıktı diyebiliriz.
Diğer yandan Belçika’da bu konu şu aralar çok gündemde. Bir taraftan hala kurumsallaşmamış olan Belçikalı Müslümanlar İcra Kurulu’nun üyelerinin tekrar seçilmesi gündemde, diğer yandan Federal Hükümetin girişimiyle kurulan Kültürlerarası Diyalog Komisyonu çalışmalarını tamamladı ve Bakan Dupont raporu kamuoyuna sundu.
Belçikalı Müslümanlar İcra Kurulu’na aday olmak isteyenlerin başvurularını Ocak ayı ortasından önce yapmaları gerekiyor. Bu kurulun seçilmesinde oy kullanmak isteyen vatandaşlar ise, müslüman seçmen olarak seçmen kartlarıyla oylarını kullanabilecekler. Ancak böyle bir seçimin düzenlenmesine karşı çıkanlar öncelikle iki savı öne sürüyorlar. Birincisi, İslamda Hristiyan dininde olduğu gibi hiyerarşik bir kurumsal yapı yok, ikincisi bu seçimlere katılan Müslüman seçmenlerin kimlik bilgileri kötü niyetle kullanılmak üzere fişlenebilir.
Geçen seçimlerde her ne kadar bu tür bir fişlemeye meyil vermemek için bütün verilerin yok edildiği söylendiyse de, çekimser kalanlar oldu. Artık bu iki savı göz önünde bulundurarak mı yoksa başka bir nedenle mi, geçen seçimlere katılan seçmenlerin sayısı 40 bin civarındaydı oysa Belçika’da 400 bin civarında Müslümanın yaşadığı biliyoruz.
Önümüzdeki günlerde bu iki kurumla ilgili konuları biraz daha açarak sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Ama sizleri, yani Belçika’da yaşayan yabancı kökenlileri ilgilendiren konulara seyirci kalmayıpta, aktör-rol alan konumuna geçmeye ne dersiniz ?.
Binkifir’in Hyde Parkı’nda tepkilerinizi dile getirebilirsiniz.
İpin ucunu kaçırmadan, hoşgörüyle tepkilerimizi dile getirmeyi deneyelim mi ?