Belçika Senatosu geçen hafta her gün birkaç oturum düzenleyerek kendi vatandaşlarını Avrupa Birliği konularına ısındırmayı ve bu arada Senato’nun kapılarını açarak yurttaşlık duygusunu da aşılamayı planlıyordu.
Avrupa Birliği anayasasının tartısıldığı bir oturumla açılan Avrupa Birliği haftasında asgari haklar, yoksulluk, kadınlar, sosyal ve ekonomik politikalar, gençler, güvenlik ve adalet gibi bir çok konu ele alındı. Hem uzmanların, hem politikacıların esliğinde geçen bu toplantılarda vatandaşlar, önceden seçip kaydoldukları oturumlarda senatörlerin koltuklarını doldurdular.
Perşembe günkü ikinci oturum Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması ile ilgiliydi ve oturum Senato’nun genel kurul salonunda, yani büyük salonda idi. Salon tıklım tıklım dolu olduğundan birçok insan da tribünde yerini almıştı. Oturumu politikacılar açtı ancak oturum yöneticiliğini iki gazeteci üstlenmişti. Önce, Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht daha sonra da iki uzman, Profesör Robert Anciaux ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan Alexandro Missir di Lusignano görüş bildirdiler.
Oldukça ilgili ve hararetli geçen oturumda söz almak için acayip bir yarış vardı. Dışişleri Bakanı De Gucht ilk basta Türkiye için tam üyelikten baska bir çözüm düsünülemeyeceğini, imtiyazlı ortaklık ya da güçlendirilmiş isbirliği gibi formüllerin gündeme gelmesinin bir anlamı olmadığını vurgularken kendi kamuoyunu rahatlatmayı da ihmal etmedi. Müzakere sürecinin çok uzun olacağını, bu süre içinde Türkiye’nin uyması gerektiği konularda yakın takipte olacağının ve ancak onlara uyarsa tam üye olabileceğinin altını çizdi. Ancak karşıt görüşler geldiğinde de Türkiye’nin üyeliğini destekler savlar ortaya sürmeyi de ihmal etmedi.
Liberal ve sosyalist senatörler Türkiye’nin üyeliğinden yana tavır koyarlarken aşırı sağ parti Vlaams Belang senatörü Karim Van Overmeire imtiyazlı ortaklıktan dem vurdu ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin homojen yapısına uymadığını iddia etti. Ortak kültür ve dinden bahsetti. Buna vatandaşlardan « Senatör söylesin Türkiye’nin kültürü ile ilgili ne biliyormuş » diye tepki geldi.
Bazı vatandaşlar Türkiye’nin üyeliğine niye karşı çıktıklarını çok komik savlar ileri sürerek savundular. Bunlardan birisi Türkiye’nin nüfusundan endişe ederken « önümüzdeki yıllarda 200 milyon olacaklar », bir diğeri de « Konya’da kiraz toplayan işçiler 30 santim kazanıyorlar, halbuki Belçika’da bu yaz kirazın kilosu marketlerde 7 Euronun altına inmedi, tabii ki bu adamlar buraya akın edecekler » dediler. Ancak bu kiraz toplama işine çok gülen oldu ve bazıları « Belçika’da kiraz yok ki, adamlar kiraz toplamaya niye buraya gelsin » dediler.
Ermeni sorunu uzun uzun gündeme geldi. Önce yaşlı bir bey ebeveyinlerinin Türkiye’den kaçarak kurtulduklarını, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıyarak daha da büyüyeceğini, Almanya’nın Yahudilerden af dileyerek bunu yaptığını söylerken, Türkiye'den ’80 darbesi sonrasında Belçika’ya yerleşmiş ve Belçika’nın sayılı modacıları arasına girmeyi basarmış olan Ermeni asıllı Azniv Afsar da oldukça fevri bir şekilde söz aldı. Belçikalı’lara, aldanmamaları gerektiğini, Türkiye’de Ermenilere kötü muamelenin bitmediğini, kendisinin Türkiye’de okula giderken hergün İstiklal marşı söylemeye maruz kaldığını ve teneffüslerde Ermenice konuşmanın yasak olduğunu anlattı. Bunlara yanıt olarak Sosyalist Partiden Philippe Mahoux ve Liberallerden Alain Destexhe bu konuda teminat verici söylemlerde bulundular ve Belçika Parlemontusunun Ermeni soykırımını tanıma konusunda Fransizlardan çok önce ‘90’li yılların başında bir girişimi olduğunu söylediler. Avrupa Parlementosu milletvekili Belçikalı sosyalist Véronique de Keyser de Kıbrıs ve Ermeni soykırımı gibi konuların bu safhada Türkiye önünde engel teşkil etmemesi gerektiğini, ancak müzakereler esnasında ya da sonucunda bu konuların sonuçlanması gerektiğini savundu.
Bu arada bir başka müdahale de Türk olduğunu ve bir Belçikalı ile evlilik yaptığı için Belçika’ya yerleştiğini söyleyen orta yaşın üstündeki bir hanımdan geldi. Sorusundan Süryani olduğunu tahmin etttiğimiz bu hanım, askerler ve yargı mensupları arasında niye Ahmet, Mehmet olduğunu buna karşın Jean, Jacques olmadığını sordu. Bu soruya Prof. Robert Anciaux, « Türkiye laik bir devlettir, kamu görevinde din bazında ayrımcılık yapılamaz » derken Alessandro Missi di Lusignano’da Türkiye’deki Ermeni cemaatinin Türkiye’nin A.B.’ye üyeliğini desteklediklerini resmen kamuoyuna açıkladıklarını belirtti.
Bu arada Brüksel'den Türk asıllı Belçikalı birkaç genç de Türkiye'nin üyeliğini savunmak üzere söz aldılar. Ancak geleneksel Türk ve Kürt milliyetçiliği yapan lobiciler yoktular ya da söz alamadılar. Ama görmeye alışkın oldugumuz radikal gruplar yoktular ve böylesi daha iyi oldu. Türkiye'nin adaylığını Belçikalıların savunması ve bunu rasyonel bir şekilde yapmaları daha inandırıcıydı.
Oturum başında Türkiye’nin AB’ne üyeliğini destekliyor musunuz sorusu oylamaya sunulmuştu ve çoğunluk evet diyerek yeşil bülten kullanmışlardı. Oturum sonunda tekrar oylama yapıldı ve daha büyük bir çoğunluk Türkiye'nin adaylığı lehinde oy kullandılar