Kriz ortamı ve gelecek kaygısı, toplum içinde kabul görmüş en temel hakları sarstığı gibi zihinsel terör yaratıp insanları kendi geçmişlerine ihanet etmeye bile sürükleyebiliyor. Büyük şirketler, krizi bahane gösterip işçilerin çalışma şartlarını koruma altına alan yasaları teker teker değiştirmek için baskı uyguluyor.
Son olarak otomotiv sektöründe çalışma şartlarını düzenleyen özel yasa, bunun en güzel kanıtı. Bu yasaya göre otomotiv sektöründeki işçiler, bazı şartlarda ve daha sonra alınacak özel izinler karşılığında haftada 48 saat çalıştırılabilecek. Hem de yasal olarak! Bu yasanın ilk uygulayıcısı, Brüksel-Forest’deki Audi fabrikası olacak.
Audi bünyesindeki sendika görevlileri, bu durumun hoşlarına gitmediğini fakat işlerini kaybetme ihtimalini göze alarak şirket yönetimiyle bu yasanın uygulanması için anlaştıklarnı açıkladılar. Şirketlerin, krizi fırsat bilip siyasetçilere ve işçilere baskı yapmasını vicdanım kaldırmasa da “oyunun kuralı” olarak kabul edebilirim. Fakat siyasetçilerin günü kurtarmak için şirketlere taviz vermesini; işçilerin ise iş kaybı korkusuyla bu durumu kabullenmelerini anlamak güç. Hele ki parasal gücü elinde bulunduran şirketler, ekonominin düze çıktığı dönemlerde bile aynı baskıları uyguluyorsa; şartlar uygun olduğunda bile krizi aşmak için kendilerine verilen tavizlere karşılık hiçbir taahhütte bulunmuyorlarsa, bu zihinsel terörü önlemek ve zorlu mücadeleler sonucu elde edilen sosyal hakları korumak, aklı başında siyasetçilerin görevi olmalı.
Otomotiv sektöründen başka bir örnek verelim de, şirketlerin ne kadar zor (!) durumda olduğunu herkes anlasın. Italyan üreticisi IAC, Brüksel’deki fabrikasından tam 9 sendikal görevliyi işten çıkardı. IAC bu işçilerin kötü performans gösterdiğini ve çalışma ortamını bulandırdıklarını öne sürse de, bu işten çıkarmanın tek nedeni, 9 sendika üyesinin işçi haklarını “fazlaca” savunması. Fabrika bünyesindeki sendika görevlisi işçiler Belçika’da yasal olarak koruma altında oldukları için onları işten çıkarmak sendikal görevleri süresinde neredeyse imkansız. Şimdi sık durun: IAC, bu işçileri çıkarabilmek için “yasa dışı işten çıkarma tazminatı” ödemeyi göze aldı, yani kriz döneminde işçi haklarını savunan kişileri atmak için tam 50 yıllık maaş (2 milyon euro), tazminat olarak ödendi. Böylece mahkemeye gitme gereği kalmadı. Siz hâlâ şirketlerin kriz yaşadığına inanıyor musunuz? Bu örnek, krizin birçok kez sadece işçileri kıstırmak için kullanılan bir bahane olduğunu gözler önüne seriyor. Herkesin şapkasını önüne koyup, kişisel çıkarını bir kenara bırakıp elinden alınmak istenen haklarına ne pahasına olursa olsun sarılması gerekiyor artık.
25/12/2009, Haber Merkezi
Binfikir gazetesi Aralık 2009 sayısında yayınlanmıştır