Kültürlerarası Kurultay diye bir süreç bu hafta başladı. Geçtiğimiz Pazartesi günü Eşit Haklar Bakanı Joelle Milquet’nin başlattığı süreç hafta boyunca etkinliklerle sürdü ve gelecek yıla kadar çeşitli konferanslar ve çalıştaylar, ortak yaşamı nasıl kurabiliriz sorusuna cevap arayacak.
Kurultay başladı başlamasına da, bu ilk hafta boyunca dinlediklerim ve bizzat takip ettiğim etkinlikler, ortak yaşamdan ziyade topu taca atma sanatı hakkında bilgi verdi bana. Çalışmayı koordine eden Eşit Haklar Merkezi Müdür Yardımcısı Edouard Delruelle’in medyadaki bir demeci zaten baştan bazı şeylerin habercisiydi: “biz karar değil, öneri sunacağız ama siyasetçilerin sorumluluk alması gerekiyor.”
Nedense bu ülkede siyasetçiler uzman olmadıkları; uzmanlar da siyasetçi olmadıkları nedeniyle net bir karar almaktan ve görüş bildirmekten kaçınırlar.
Hafta içinde bence en önemli konferans-panel olan “Kültürlerarası Diyalog Komisyonu’ndan Kültürlerarası Kurultay’a” konulu konferansı izledim. Çünkü vurguladığım durağanlığa yanıt aranacak bir platformdu. Bu alanda faaliyet gösterenler bilir, bugün yaşadığımıza benzer bir süreç 2004-2005 yıllarında da yaşanmış, yine Eşit Haklar Merkezi, Kültürlerarası Diyalog Komisyonu adıyla bir dizi çalışma yürütüp dönem için önemli sayılacak bir rapor hazırlayıp öneriler sunmuştu. Bu panelde, arada nelerin değiştiğini, nelerin değişmediğini ve farklı bir yolun nasıl çizileceği belirlenecekti.
Hukukçu Rik Torfs’tan MRAX Başkanı Radouane Bouhlal’a, araştırma görevlisi Hassan Bousetta’dan Eşit Haklar Merkezi Müdürü Jozef De Witte’e istisnasız herkes; geçmiş komisyon raporunun yeterince somut olmamasından dem vurdu ve yeni Kurultay’ın somut olması gerektiğini vurguladı.
Fakat toplantının ikinci bölümünde sivil toplum örgüt yetkilieri beklentilerini açıklarken yine “somut” bir sonuç çıkmayacağı izlenimine kapıldım. Her sorunu “özel sorunlara odaklanmayalım” diye iten; genel sorunlara çözüm ararken haliyle çokkültürlülüğün simgesi olan farklılıkları görmezden gelen bir Kurultay’ın somutlaşması mümkün müdür?
Zıt firiklerin ortaya konulduğu bir ortamda fikir tartışmasının olmaması tipik bir Belçika alışkanlığı olsa gerek. Program saati dışına çıkıldığında ne yapıldı dersiniz? Tabii ki soru-cevap ve tartışma kısmı çöpe atıldı. Yani Çokkültürlü yaşamı farklı kültürlerin temsilcileri tartışarak değil, uzmanlar konuşarak belirlediler!
Bir diğer misal şu olsa gerek. 80’li yıllardan beri yaşanan sürece değinen Edouard Delruelle, “Belçika siyaseti şunu kanıtlamıştır ki ülkemizde çokkültürlülük geleneği, asimilasyonu reddeden ve entegrasyona olanak veren bir yönde ilerliyor” şeklinde tez sunuyor. Yaklaşık iki saat sonra kapanış konuşmasında ise filozof Laurent Chambon, “Belçika, Fransa tarzı evlilik sayesinde asimilasyon geleneğine sahip. Bir kaç kuşak sonra asimilasyon zaten olacak, sorulması gereken soru bu sürecin ne kadar sancılı olacağıdır” diye görüş bildiriyor.
Bu denli zıt ve önemli fikirlerin ortaya konduğu bir panelde bu iki fikir üzerine tartışılmaması, herkesin söyledikleriyle kalması, gelecek açısından ciddi kuşkular uyandırıyor. Belçika ne de olsa uzlaşma ülkesi. Ortak payda bulunmazsa, sorun 5 yıl sonraya ertelenir...
26/09/2009, Erdem Resne