Ekonomik kriz nedeniyle seçim kampanyası son derece sönük geçiyor. Partiler yine vatandaşın bam teline dokunacak konuyu buldukları için temel sorunlardan ve toplumsal tartışmalardan kaytarıyorlar. Varsa yoksa “iş yaratacağız”, “eğitim ve formasyonu destekleyeceğiz”. İyi, güzel; fakat nasıl bir toplum yaratmak istiyoruz? Liberal ekonomi ne kadar sağlıklı? Üretim ve tüketim toplumu nasıl bir hal alacak? Ortak yaşamın temel değerleri nelerdir? Bu soruların hiçbiri kampanyaya yeterince yansımıyor.
Oysa 2009’un başından beri toplumsal değerlerin gitgide kutuplaştığını gösteren olaylar yaşıyoruz. Flaman Bölgesi’nde yabancılara olan yaklaşımın olumsuzlaştığı anketlerle kanıtlandı. Geçtiğimiz ay Belçika’da yine türban olayı basın sütunlarına taşındı. Irkçılıkla mücadele eden MRAX derneğinin, iki okulun başörtüsünü yasaklayan iç tüzüklerine karşı açtığı dava red kararıyla sonuçlandı fakat başta ayırımcılıkla mücadele yasalarının hazırlayıcısı olan Sebastien Van Drooghenbroeck olmak üzere birçok hukukçu, kararın hukuksal dayanağını sorguladı. Birleşmiş Milletlerin ırkçılıkla mücadele konferansı (Durban II) fiyaskoyla sonuçlandı ve bu ulu mücadele, siyasi kutuplaşmaya alet edildi. Bir yandan zengin ülkeler hegemonyalarını sağlamlaştırmak için evrensellik tasladılar; diğer yandan ezilen ülkeler, kendi görüşlerini pazarlık konusu yapıp duygu sömürüsüne kaçtılar.
Bu denli derin mevzuların tam da seçim zamanı açılması başta umut vericiydi fakat partiler, artık Belçika’da alıştığımız biçimde tartışmadan sıyrıldılar. Toplumsal mütabakat gitgide gevşerken, insanları tekrar kamu yararı doğrultusunda fikir üretmeye çağırmak yerine tüm siyasi partiler en temel ve bencil içgüdü olan maddiyata odaklandılar. Kriz tabii ki önemli; insanların refah içinde yaşayabilmesi önceliklerin başında gelmeli. Fakat üretim ve tüketim toplumumuzun krizinin temelinde bir değer krizi ve kamu bilinci eksikliği olduğu açık. Hangi değerler etrafında toplum inşa edileceği tartışılmadan nasıl ekonomik refaha gidebiliriz?
Bu tartışmalardan partiler kaçtığı için toplum yararı gözetilmeyip herkes kendi çıkarlarını korumak amacıyla örgütleniyor. Bu gerçeğin son örnekleri: birçok Batı ülkesinde başörtüsüne yasak getirilmesi; buna karşılık Müslüman ülkelerin desteğiyle BM’de “dini sembollerin eleştirilmesini ifade özgürlüğü dışına iten” kararnamenin oylanması (yani yakında Tevrat, İncil ve Kuran hakkında yorum yapma yasağı gelirse şaşırmayın!); Belçika Müslüman İşadamları Derneği’nin, “İslam’a uygun finans kaynağı yaratılması” talebi; vs... Birlikte yaşamanın yollarını arayacağımıza, kendi inançlarımıza gömülüp diretiyoruz.
Ekonomik kriz eksenli, fikirlerin değil güler yüzlü afişlerin konuştuğu bir kampanya yaşıyoruz. Bilgi çağındayız fakat toplum, partilerin siyasi ve felsefi görüşleri hakkında hiç bu kadar bilgisiz kalmamıştı. Nasıl bir toplum istediğinizi ve hangi partinin kişisel düşüncelerinize daha çok uyduğunu öğrenmeniz için daha birkaç gününüz var. Brüksel Üniversitesi’nin internet sitesinde Fransızca küçük bir testle siyasi eğiliminizi sınayabilirsiniz. İşte adresi: http://195.68.214.2/survey.
03/07/2009, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Haziran sayısı köşe yazısı