Dünya genelindeki demokratikleşme süreci, tarih ve savaş kavramlarına olan bakış açımızı değiştirdi. Bu süreç içinde kelimelerin önemi yadsınamaz: “Harbiye Nazırı”nın artık “Savunma Bakanı” olması, tesadüfi değil. Öyle ki Belçika’da Savunma bakanlığı geçen yıllarda ordu’nun kadrolarını genişletmek istediğinde, reklam politikası “insani yardım”a yönelik yapıldı. Savaşla özdeşleşmiş bir kurumun insani yardım eksenli düşünmesi başta çelişki gibi gözükse de, bunun pozitif bir gelişme olduğu kesin. Bu gelişim sürecinin ışığında kısa bir Çanakkale şehitleri anma günü değerlendirmesi yapmak, Belçika Türk toplumu adına eğitici olabilir.
Derneklerimizin Belçika odaklı eylem eksikliğini en çok 18 Mart’ta gözlemliyorum. Tarih ve savaş kutlamalarının dünya üzerinde kahramanlık diyalektiğinden çıktığı ve dostluğa yöneldiği bu süreçte Türk derneklerinin, etkinliklerinde çağ dışı kaldıklarını söyleyebiliriz. Dünya’nın bir ucundan gelmiş Avrustralyalıların ve Anadolu’nun bağrından kopup gelen genç evlatların, hiçbir alıp verecekleri yokken can verdikleri Çanakkale savaşı, ders çıkarılıp sevgi ve barış mesajı taşıyacak şekilde sergilenebilir. Savaş sırasında kişisel bir öykü düşünülüp, insani duygular ve savaşın gereksizliği irdelenebilir.
Fakat ne yazık ki kahramanlığa yönelik etkinlikler düzenleyip kendi içimize kapanmayı yeğliyor, entegrasyon sürecine çomak sokuyoruz. Yıllardan beri izlediğim konferans ve tiyatro sergileri, ırkçılığa varacak derecede ağır kavram ve kelimeler içeriyor. Düşmana “gavur” denmesinden tutun da, “Osmanlı’nın elinden Kur’an’ı yok etmedikçe bu toplum yenilmez” şeklinde dini gerilim ve İslam düşmanlığı yaratacak cümleler bile kuruluyor 18 Mart kutlamalarında. Ve bu sahneler, Belçika devletinden ödenek alan dernekler tarafından, Belçika uyum bakanları önünde sergileniyor. Bu etkinlikleri izleyen bir Belçikalının yerine koyun kendinizi. Ne düşünürdünüz?
Halbuki 18 Mart’ı bir Belçikalıya anlatmak çok kolay olabilir. Zira emperyalizme karşı ulusal savaş vermiş bir ülkede bulunuyoruz. 25 Ağustos 1830’da Brüksel’deki Monnaie sahnesinde sergilenen La Muette de Portici adlı oyun sırasında Hollanda hükümdarlığına karşı başlayan direniş, 4 Ekim’de bağımsızlık ilanıyla sonuçlanmış ve Belçika dünya sahnesinde yerini almış. Çanakkale’yle kıyaslanamasa bile kendi şartları dahilinde bu kadar anlamlı ve zor bir savaş vermiş Belçika
toplumunun, 21 Temmuz ulusal bayram kutlamaları sırasında “kahramanlığa” dayalı bir söylemine şahsen hiç rastlamadım. Hollandalılar hakkında “gavur” dendiğine şahit olmadım. Temelinde Protestan Hollanda’ya karşı Katolik Belçika savaşı olmasına rağmen dini gerilim görmedim.
Çanakkale ile Monnaie Meydanı arasında bir köprü kurup, 18 Mart’ı barışçıl bir şekilde 21 Temmuz’da kutlayıp Belçika’ya yönelik etkinlik düzenlemek, geleceğemize ve çokkültürlü yaşama yönelik daha yapıcı ve olumlu bir hareket olmaz mıydı?
21/05/2009, Erdem Resne Binfikir Gazetesi Nisan 2009 köşe yazısı