Başörtüsü yasaklandığı halde kara çarşaf açılımı yapan CHP’nin; Nazım Hikmet’e iade-i itibar süsü altında oy peşine düşen AKP’nin olduğu ülkede, Atatürkçülüğün din üstünden savunulmasına artık pek şaşırmıyorum!
---
Aslında uzun zamandır yazacaktım bu yazıyı. Çok tartışılan Mustafa filmi çıktığında. Fakat münferit olay hakkında yazmayıp beklemeyi yeğledim.
Bu kez de “Atatürk Filistin hakkında ne demiş?” haberi yayılınca olay münferit olmaktan çıktı. Medya’nın hükümet propagandasına nasıl alet edildiği, dahası ilerici/ulusalcı/devrimci kitlenin, gerici söylemlerle kendini (ve gerçekten ilerici olan insanları) nasıl avuttuğu her gün açığa çıkıyor.
Can Dündar’ın Mustafa filmi çıktığında, filmin kendisinden ziyade yarattığı tepkilere odaklandım. Dinci kesim doğal olarak “Atatürk’ün insani yönünün
gösterilmesinden” hoşnutken, ulusalcı takım bunun Atatürk’ü karalama kampanyası olduğunu savundu. Buraya kadar her şey normal. Fakat ana haber bültenlerinde gösterilen o meşhur röportajlar ve sonrasındaki yorumlar inanılır gibi değil. Sinema çıkışında çocuklara film soruluyor, cevabı büyükler tarafından hazırlandığı besbelli cevaplar geliyor: “Atatürk içki içiyormuş, biz bilmiyorduk!” Hükümet yanlısı kanallarda bu habere şaşırmadım. Zira karalamak için her yol mübah. Ama ya ulusalcı yazar ve yorumcuların tepkilerine ne demeli? Bu ülkede insanların dini inanç ve kişisel tercih özgürlüğünü savunucu yorumlar yapacaklarına, içkinin bir insanın sorgulanması için sebep olamayacağını belirteceklerine; Atatürk’un “o kadar fazla içmediğini” ve aslında dinsiz olmadığını kanıtlama derdine düştüler! Böylece bilinçli veya bilinçsiz, içkinin ve dinsizliğin “kötü” sayılmasına katkıda bulundular. Oysa Atatürk’ün içkisinden bana ne? Dini inançlarından bana ne? Bir insanıni içki veya dini tercih yüzünden karalanmasına cevap bu olmamalı. Herkesin özgürce tercih yapabileceği ve bunun kimse tarafından yargılanamayacağı yönünde olmalı. Ama başörtüsü hâlâ yasaklandığı
halde kara çarşaf açılımı yapan CHP’nin; Nazım Hikmet’e iade-i itibar süsü altında oy peşine düşen AKP’nin (ki buna karşılık bugün “dini inançları aşağılamaktan” Nedim Gürsel yargılanıyor!) olduğu ülkede, Atatürkçülüğün din üstünden savunulmasına artık pek şaşırmıyorum! Ha sakın yanlış anlamayın, bu satırların yazarı nasıl içki ve dinsizlik özgürlüğünü savunuyorsa, üniversitelerde başörtüsünü de aynı şekilde savunuyor. Ama kimseye yaranmak adına değil.
Gelelim Filistin’e. Atatürk, 1937’de Meclis’te yaptığı bir konuşmada Filistin hakkında şunları söylemiş: “Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa
bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.” Bu belge ortaya atıldığı gibi (ilk Timetürk'te okudum) tüm yayın siteleri sorgulamadan haberi tekrarladılar ve dinci manipülasyona alet oldular. Zaten sürekli Asker’den şikayetçi olan dinci basının Gazze katliamından sonra “TSK İsrail’e girsin” diyecek kadar Asker’den medet ummasına alışmıştık. Anlaşılan, takiye’nin nereden geleceği hiç belli olmuyor...
09/02/2009, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı