“Yunanistan’daki isyan, Türk basınının isyana yaklaşımı ve Belçika’daki Türk gazeteci Doğan Özgüden’in korunma altına alınmasıyla sonuçlanan sürecin ortak bir açıklaması var bilinçaltımızda: karayolları fetişizmi!”
---
Karşı yakaya bakıyorum gözlerim yaşlı. Bizim kovduğumuz (!) ve bize insanlık dersi veren topluma bir kadeh rakı kaldırıyorum. Sadece kadeh
kaldırıyorum çünkü BAŞkaldırmayı unutmuş bir neslin çocuğuyum. 1980 doğumluyum. Hani o 1 Mayıs kutlamalarının çatışmaya dönüştüğü yıllar. Herhangi bir toplumsal tepkinin suç sayılmaya başlandığı 1980. Karşı yakaya bakınca, bir gençliğin insan hayatına ne denli önem verdiğini
hayranlıkla izliyorum. Kamusal gücü devrettikleri devlete yeri gelince meydan okumalarını seyrediyorum. Bizim dilimizde dolaşan “vatan sevgisinin”
orada sokağa dökülmesini seyrediyorum. Ama sadece seyredebiliyorum. Başkaldırmak ne demek? Biz hala “polis’e kimlik sorma” derdindeyiz. Evet; karşı yaka Yunanistan, polis tarafından öldürülen bir genç insanın anısına bir haftadır isyan ederken bizde bir kadın, polis kılığına bürünmüş iki soytarı tarafından tecavüz ediliyor ve güvenlikten sorumlu emniyet müdürlerimiz buyuruyorlar: “Vatandaş emin olmak için polise işlem sırasında kimlik sorabilir!” Rahatladım vallahi! Kimlik sorma hakkım varmış. Ben Türkiye’de kimsenin polise kimlik soracak cesarette olduğunu düşünmüyorum. Zaten polis kılığına girme fikri de bu korkunun bilincinden kaynaklanıyor. Biz “kimlik” ile uğraşaduralım, karşı yaka “kişilik” sergiliyor.
Bizde kişilik, sindirildiğimiz için kağıttan ibaret kalıyor.
Türkiye’de Yunanistan isyanları haberlere konu olunca tekrar anlıyorum bakış açımızı. Devlet gücü, devlet-vatandaş ilişkisi, toplumsal hareket tartışılmıyor. Varsa yoksa “araba ve kaldırım talanı” duyuruluyor. Bizim isyandan anladığımız veya anlamak istediğimiz tek şey maddi hasar. “Gençler ortalığı ateşe verdi”, “şehirler anarşistlerin eylemleriyle sarsılıyor.” Ortada kamusal gücü temsil eden devletin sorgulanması, refahı sağlaması gereken güvenlik güçlerine güvensizlik ifadesi ve toplumsal mutabakat krizi bulunurken yine o geleneksel otoriter ve maddiyatçı tavrımızı
takınıyoruz: “Gençlik arabaları yakıyor!”
Bilinçaltımıza yerleşmiş bir karayolları fetişizmi zaten mevcut. Hani “otoriter devletler yol yapar (Almanya, İtalya), demiryolları da komünist (Sovyetler birliği, Doğu Bloku) işidir” deriz ya. Arabalara bu kadar yoğunlaşmamız şaşırtmadı beni. Sakın yanlış anlaşılmasın, bence de malların talan edilmesi isyanın meşruluğuna gölge düşürüyor ama bu kadar maddiyatçı bakılmaz olaya. Adı üstünde: “isyan”!
Gelelim Belçikamıza. Bu araba fetişisti zihniyetten buradaki Türk toplumu olarak da nasibimizi aldığımız için durumumuzu sorgulamak yerine sorgulayanları hain ilan etmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz ay boyunca sitemizden de takip edebileceğiniz gibi Doğan Özgüden adlı gazeteci, eleştirel haberleri nedeniyle hedef gösterildi. Büyükelçi Fuat Tanlay ve Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün geçtiğimiz ay yaptıkları konuşmaları
eleştiren Özgüden hakkında nefret dolu haberler yayımlandı ve sonuç olarak Belçika devleti kendisini koruma altına aldı. Kurulu düzene karşı
aykırı görüş duymaya tahammülsüzlük galiba bilinçaltımıza yerleşmiş. Bir isyanı ve eleştiriyi yersiz görmek herkesin hakkı. Ama toplumsal tartışmalardan inatla kaçıp aykırı fikirleri sindirmek, araba odaklı zihniyete özgü olsa gerek.
19/01/2009, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Aralık 2008 köşe yazısı