Binfikir’i gazete olarak hazırlayıp dağıttığımızdan beri ekip olarak sanırım hepimiz bir konuda hemfikiriz:
«toplumumuzda en çok dikkat çeken haberler göç ve sığınma haberleri.» 40 Yılı aşan göç hikayesi, Türk toplumunu derinden etkiliyor. Hayatlar yeniden şekilleniyor, yeni yaşam tarzları ve farklı bir toplum yaratılıyor. Ama belki de en önemlisi, belirsizlik ve hiçbir yere ait olamama duygusu yüzünden büyük acılar yaşanıyor. Bu yüzden kağıtsız diye tanımladığımız insanların durumlarına, taleplerine ve açlık grevlerine kadar varan isyanlarına toplum olarak duyarlıyız.
Yabancılar, haklı taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlar, insanlık adına. Göç akımlarını insani içeriklerinden tamamıyla soyutlayan, insan akımına ekonomik artı veya eksi olarak bakan acımasız bir çarkın vicdansızlığını haykırıyorlar. Çünkü tabiyet ve meslek, maddi durum ve düşünce gözetmeksizin
hepimiz insanız. Haklılığımız da, haksızlığımız da insan olmamızdan kaynaklanıyor. Bu konuda haksızlık
nerede diyeceksiniz? Kendimiz için istediğimizi başkalarına çok görmemizde...
At gözlüğüyle baktığımız dünya bazen tokat gibi yüzümüzü istemediğimiz yönlere çeviriyor. Geçen haftalarda Türkiye Savunma Bakan’ı Vecdi Gönül’ün sözleri Brüksel’de büyük yankı yarattı. Başta Rumlar olmak üzere bazı toplumlar sürülmeseydi Türkiye’de Türk ulusal kimliği yaratmanın imkansız
olacağını, o yüzden bunun iyi bir şey olduğunu vurguladı, Sayın Gönül. 40 Yıllık geçmişimizin olduğu Belçika’da hak ararken yanıbaşımızda binlerce yıldır yaşayan topluluklara nasıl da haksızlık edebiliyoruz. Bakanın «Ulusal Kimlik» konusundaki görüşlerine değinmeyeceğim bile, zira biraz tarih bilen herkes ulusal kimliğin sadece “ırk” olgusuyla gelişen bir kavram olmadığını iyi bilir.
Burada önemli olan ve benzerlik arzeden durum; bir topluma veya bireye, nedeni ne olursa olsun vatandaşlık ve barınma hakkı tanınmamasıdır. Benzetmeyi abartılı bulanlarınız olabilir ama bugün boş evlerde, üniversitelerde ve sokaklarda açlık grevi başlatan, Belçika’dan kovulmayı bekleyen kağıtsızlarla; 100 yıl önce Anadolu’dan Yunanistan’a (Rumlar), Batı Trakya’dan Türkiye’ye(Türkler) göçen ve takas edilen topluluklar arasında hiçbir fark yok. İnsanların kendilerine göre seçtikleri yerlerden kovulmaları, geleceklerinin kendi istekleri dışında şekillendirilmesi, ekonomik veya kültürel etkenlerden dolayı dışlanmaları, hiçbir şekilde kabul edilebilir durum değildir. Toplumlar kimliklerini gün geçtikçe ilerletir, yoğurur ve yeniden yaratırlar. Bizlerin Belçika’ya ve Avrupa’ya katkı yaptığımız, buradaki anlayışları değiştirdiğimiz gibi. Bu hakkı kendimizde görürken, tarihimizden ders almayı da unutmamalıyız.
25/12/2008, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Kasım 2008 köşe yazısı