Türk toplumunda sağ eğilimli dernek ve görüşler ağırlıkta olsa da Türkler dahil tüm yabancıların Belçika geleneksel sosyalizm kültürüne büyük katkı yaptıklarını düşünüyorum. Sol kültürden kastettiğim, devlet yönetimindeki bazı konularda para ve serbest piyasaya kurban gitmeme eğilimidir.
CD&V ile MR’in seçim zaferinin üzerinden 1 yıl geçse de henüz sosyal sigorta bölünmedi, kaçaklar ülkeden kovulmadı, işsizlik ödenekleri azaltılmadı. Hatta Sosyalistler yenilmelerine rağmen hükümete girmek zorunda kaldılar. Bu gelenekte, madenlerde çalışmış ve genellikle sol partilere oy veren yabancıların etkisi büyük – her ne kadar sağ düşünceli olsalar da. İşçilerin dışında siyasi nedenlerle 60-70’li yıllarda ülkelerini terk edip Belçika’ya gelen İtalyan, Yunan, İspanyol ve Türk mültecilerin genellikle solcu olmaları ve burada örgütlenmeleri, bu gözlemi daha da pekiştiriyor.
Bugün ise Türk toplumunundaki dernekler içinde Milliyetçi veya İslami çizgide olanların sayısı hayli fazla. Aynı paralel düşünceyle Sosyalist Parti PS’in de yabancı kökenlilerin fikirlerinden beslenen bir parti olmaktan çıkıp, yabancıların durumundan (ve oylarından) istifade edip onların üzerinden siyaset yapan bir parti olduğunu gözlemliyoruz. Siyasi çizgisi sorgulanmadan aday gösterilen yabancı asıllılar furyası, 2006 yerel seçimlerinde ülkücü bir dernekte yönetici olan Murat Denizli vakasıyla son bulmuştu.
Bunları neden hatırlattım? Sait Köse’nin (MR), Belçika Türk Federasyonu kurultayına katılması, Belçika basınında yine Türk milliyetçiliğinin yerel siyaset içindeki yeri ile ilgili tartışmalar yarattı. Murat Denizli olayındaki gibi. Siyasi şizofrenimiz 2000’li yılların başından beri ortada: “Türkiye’de sağ partiler kazanıyor, Belçika’da da sağ partiden aday oldum”; “Türkiye’de
sağcıyım ama Belçika’daki Türklerin solcu olması gerekir” diyen siyasilerimizde gerçek bir görüş eksikliği var.
Bu durumdan sadece kendileri mi sorumlu? Orası tartışılır. Bugünlere nasıl gelindiğine bakalım. 70’li yıllarda Schaerbeek’te BİTİB derneği vardı. O dönemden bir yöneticiyle geçenlerde tanıştım. Faaliyetlerini şöyle anlatıyor: “akın akın gelen göçmenlerin kağıt kürek işlerine yardım ediyorduk. Bazen yüzlerce kişi kapının önünde kuyruk oluşturuyordu. Bu faaliyetin belgeselini bile çekmiştik. Bizim dernek solcu olarak biliniyordu ama herkese yardım ediyorduk. O esnada sempatizanlar da kazanıyorduk fakat Türkiye’de solculuk yasaklanınca bizim derneğimiz de yok oldu.”
Aynı dönemden La Louviere’de dernekçilik yapan bir eski solcu aktarıyor: “80 darbesinden sonra Büyükelçiliğe çağırıldım. Bir yetkili, “federasyon kurduk, tüm dernekler orada, siz neden girmiyorsunuz?” diye sordu. Biz, o federasyonun tek taraflı olmasından dolayı dışarıda kaldık. Bugünkü federasyonların temeli işte o zaman atılmıştı.” Bir darbenin 3000 km uzaktaki sancılarını bugün hâlâ yaşıyoruz. Toplumun tüm bir kesimini illegal saydığı için Kenan Evren darbesiyle barışamıyorum.
Ne ilginçtir ki zamanında hain sayılan bazı solcular bugün Türkiye’de aklanıp Ulusalcı olarak Cumhuriyet’in koruyucu takımına girmişken, Avrupa’daki eski solcular hâlâ dışlanıyor ve sahip çıktığımızı iddia ettiğimiz Cumhuriyet’in kökünü kazıyan yobazlığı ve irticai akımları kendi içimizde, yurt dışında yetiştirdik... Devlet eliyle.
28/06/2008, Erdem Resne Binfikir Gazetesi Haziran 2008 sayısı köşe yazısı