Daha çocukken alıştırdılar bizleri yenilik yanılgılsına...
Üç tekerli ilk bisikletim çalındığında yenisini alırız demişti dedem. Yıllar sonra bisiklet alındığında ben biraz büyümüştüm, iki tekerli olması gerekiyordu; alışması zordu, artık adamca kullanmanın vakti gelmişti; nitekim düşüp dizimi parçaladım. “Yeni” diye acıya katlanmayı öğrettiler biraz; biraz da pes etmemeyi...
Mavi direkli salıncağım kırıldığında yenisini alacaklarına söz verdi herkes. Ama yıllar yine geçiyordu ve –az da olsa– büyüyen ben, artık salıncaklara binemezdim, “adamca” oyunlar bulmam gerekiyordu. Aile dostlarıyla ilkbahardan sonbahara dek her hafta sonu pikniğe gittiğimiz parklarda gideriyordum salıncak özlemimi. Gide gele savrulan düşüncelerim, hayatın her zaman salıncak düzeniyle işlemediğini vuruyordu yüzüme, sallana sallana. Yeni salıncağım hiç olmadı ama gezdiğim her park, kucakladığım her dost bana salıncak oldu. Neyse ki büyüklere uygun salıncaklar da var, hatta tüm sevdiklerimi taşıyacak kadar büyükleri. “Yeni”nin esirgenmesiyle öğrendim özlem duymayı biraz; biraz da umudumu yitirmemeyi...
Evet, alıştırdılar böylece yenilik yanılgısına, her çocuk gibi kandım ben de, yanıldım...
Ne tuhaf bir ikilem. Yenilik ve alışmak. Yenilik ki alışılandan vazgeçmek. Alışmak ki yeniliğe karşı gelmek. Yanılgı bunun neresinde? Yenilik bazen vicdansız kılıyor insanı, eskiyi unutturuveriyor. Veya olduğundan değerli kılıyor kaybolanı, hiç yaşamadığımız en güzel şehirler gibi. Çalınıp gitmeseydi belki bu kadar sevmeyecektim bisikletimi, belki bıkacaktım, alışacaktım. Belki kırılmasaydı özlemini duymayacaktım salıncağımın, sallanmanın manevi zevkini tadamayacaktım, alışacaktım belki. İşte yanılgı burada. Yenilere alışmıyoruz aslında; alışmayı yeniliyoruz. Sıkılgan ve vefasız huylarımızın en büyüğü ve en günahkârını aşılıyor; alışmayı aşılıyor bize hayat, yeniliği sürekli zorunlu kılmakla. Oysa haykırabilsek hayranlığımızı sonsuza dek, her gün sahip olduğumuza dahi...
Evet, alıştırdılar böylece yenilik yanılgısına, her çocuk gibi kandım ben de, yanıldım...
Aslında yanılan sadece ben değilim, beni kandıran büyükler de yanıldılar. Büyüklerin mantığına aklım bir türlü yatmadı zaten. Onlar bizi yenilerle kandırırlar ama kendileri yaş ilerledikçe eskiden dem vururlar. Bize mi yalan söylediler, yoksa kendilerine mi? Belki de hiç yalan söylemediler, sadece hatalarına inandılar. Alıştıkları yeniliklerin yanlgısına geç vardılar; artık sallanacak parkları kalmadı, kullanacakları bisikletler yok. Bir hiç uğruna kaybettikleri dostlar belki gittiler uzak diyarlara; belki yeniler, öğrettikleri hayat dersi kadar bedel ödetiyorlar sahiplerine. Biz de büyüyeceğiz belki, belki kaybettik bile...
Yeniler varsa, sadece ve sadece eskiler gittikleri için varlar. Gitmek, keşfetmek kadar terk etmektir; keşfedeceğin kadar terk edeceksin yine varınca. Terk ettiğim köşeye elbette biri gelir. Ben ise başka Binfikir aramayacağım. Büyümeyeceğim. Alışmayacağım. Kaybetmeyeceğim.
Eski yılları yâd edeceğiniz nice yeni yıllara...
26/01/2008, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı