Brüksel’de Türk gençlerinin yaptığı izinsiz gösteriler sonrasında yine suçu başkalarında arama refleksine kapıldık. Belçika medyasına yansıyan söylemlere karşı çıktık. Evet, genelleme yapılması yanlıştı ama açık yüreklilikle hatalarımızı görmemiz lazım. Konu bir köşe yazısına sığmayacağına göre, burada sadece sorular soracağım. Çünkü işimize gelmeyen bir konuda fikir yürütünce zaten dinlenmiyoruz. Böylece fikir vermek yerine, fikir yürütülmesine katkıda bulunabiliriz belki. Umarım hepimiz, bu soruları dürüstçe ve kıvırtmadan yanıtlama cesareti gösterebiliriz.
Şiddet, toplumumuzun bir parçası değil mi? İnsanları fikirleri için kolayca dışlamaya alışkın değil miyiz? Her ne kadar yerel medyalar “sakin olmaya çağırdık” deseler de, karşıt fikirleri sürekli hedef göstermiyorlar mı? Bu hedef göstermeler, Belçika medyasında da söylendiği gibi “kışkırtma” olarak görülemez mi? “Milli meseleler” konu edilerek ve halk sürekli bu meselelere yönlendirilerek, “aşırı milliyetçi” bir ortam yaratılmıyor mu?
Şu ana kadar sorduğum bu genel soruların hepsine şahsen “evet” cevabı veririm. İşimize gelmese de...
Gösterilere ve olaylara dönelim. Gençler içten bir tepki gösterseler bile, onları kullanan bir organizasyon yok muydu? Belçika piyasasında bulunması zor olan “bozkurt”lu bayraklar nasıl bir anda herkesin eline geçti? İkinci gösteriye katılımı arttırmak için SMS yollamayı kim akıl etti? Türk abonelerin telefon numaraları nasıl olur da firesiz bulundu? Bu bilgiler nereden alındı?
Bu sorulara mantıklı ve yürekli cevaplar verirsek, sanırım gizli bir organizasyonun olduğunu kabul edebiliriz.
Olay sırasında gazeteci Mehmet Köksal tartaklandı. Bu olayı son derece basit bir şekilde gösterilerin geneline bağlayacağım. Köksal yıllarca yerel medya tarafından “hain” ilan edilmedi mi? Resmi tezlere karşı çıktığı için hedef gösterilmedi mi? Tartaklanmasında bu unsurun önemi yok muydu? Tüm bu soruların yanıtı da herhalde “evet”tir. Aynı neden-sonuç ilişki mantığını yürütürsek, karşıt fikirleri sürekli hedef göstermenin toplum içinde genel bir şiddet ve gerilim yarattığı söylenemez mi? Yani gösteriler sırasında yaşananların sorumluları bizler değil miyiz?
Birçoğumuz suçu üzerimizden atmak için “askerlerin şehit düşmesine tepki” olarak adlandırdık olayları. Şehitlik mertebesi konusunda da sorular sorayım. Şehitler gerçekten ölmez mi? Hiç biriniz gidip o yavruların analarına sordunuz mu, haklarını helal edip etmediklerini? Vatan sağ oldu mu? Şehitlik, “dinî” bir mertebe değil midir? Laiklik adına tartışmaların yaşandığı bir Cumhuriyetin, dinî bir mertebeyi ve bu mertebenin halk nezdindeki duygularını kullanması doğru mudur? 6100