Yılmaz Erdoğan’ın “Vizontele” adlı film serisinin üçüncüsü vizyona girdi. 40 yıldan beri gösterimde olan Vizontele Belçika, günün her saatinde Türk toplumunun çeşitli kahvehane, bakkal-çakkal ve derneklerinde bedava izlenebilir. Yönetmeni ve senaryosu olmayan, doğaçlama oynanan bu komediye hepinizi davet ederiz...
Bir yönetmen senaryo yazarken mutlaka günlük hayatındaki olaylardan esinlenir, tipleme yaratırken etrafındaki insanları bir nebze karikatürize eder. Yine de “bu kadarı da olmaz” dedirtecek kadar absürt ve komik sahneler vardır ki, günlük hayatta benzerleriyle karşılaşınca “acaba filmden etkilenip şaka mı yapıyor, yoksa gerçekten mi anormal?” diye sorabiliyorsunuz kendinize.
Niyahet geçen gün bir internet sitesinde haber okurken Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele için Belçika Türklerinden esinlendiğine karar verdim.
Vizontele Tuuba filmini izleyenler hatırlarlar. Filmin bir sahnesinde Demokrat Parti İlçe teşkilatı, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’i ağırlayacak. Teşkilat yetkilileri son hazırlıkları yaparken, teşkilat başkanı, masada duran ve partiyi simgeleyen altın rengindeki at heykelini eline alır. Atın penisi gözüktüğü için yandaşlarından bunu törpülemelerini ister. Yılmaz Erdoğan bu sahneyle yobazlığı ve boyalı saygı hareketleriyle yapılan yalakalığı güzel ti’ye almıştı.
Şimdi 2007 yılında Avrupa’nın başkenti Brüksel’de yayımlanan bir haberi okuyayım size. Söz konusu haber, UETD’nin düzenlediği iftar yemeğiyle ilgili. Tüm konular irdelenmiş ve işte muhteşem saptama: “İftarın verildiği ortamda müstehcen heykeller göz kamaştırıyordu. Çıplak heykelleri örtmek kimsenin aklına gelmedi. Türkiye´de olsa mutlaka, bu heykellerin üzeri çarşafla kapatılırdı.”
İşte Vizontele Belçika. Kahkahalar atarak seyrettiğim ve “yok olmaz abi” dediğim bu sahne meğer gerçekmiş. Bunun şaka olmadığını farkettiğimde Türk toplumu hakkındaki son umutlarımı da feleğin müstehcen yerlerine gömdüm. Bu toplumda hâlâ betondan bir pipi göremeyecek kafa yapısında insanlar var mıdır? Üç kuruşa gece-gündüz demeyip gazete hazırlıyoruz, neredeyse bin kilometre (evet, evet, 1000 KM) katedip dağıtıyoruz da böyle vakalar olunca “acaba boşuna mı uğraşıyoruz?” diye soruyorum kendime. Birileri kendi çıkarları adına bu toplumu yobazlığa sürükleyip enayi yerine mi koyuyor, yoksa bu toplum gerçekten bu mu? Değilse neden böyle insanlar prim yapıyor? İnanın tüm çalışmalarıma, yakınlığıma rağmen bu sorunun cevabını bulamıyorum.
Vizontele Belçika’nın asıl korkunç yanı nedir biliyor musunuz? Karakterlerin KARAKTERSİZ olmaları. Yani bir filmin senaryosunda bir tipleme sürekli kendine sadık kalır. “Tipleme” böyle doğar. Korkak korkaktır, psikopat psikopattır. Ama Vizontele Belçika’da korkak da, psikopat da YAĞCI’dır. Neden mi? Bahsettiğim haberin başlığı, “UETD İftar yemeğine AKP iktidarı gölgesi düştü” şeklindeydi. Eh arkadaş, o kadar AKP karşıtı, laik ve aydın olacaksak, beton pipilerden mi korkalım? Asıl o heykeller örtülseydi bu sefer “işte yobaz AKP bir cinsel organa bile tahammül edemiyor” denecekti. Milliyetçi mercimek çorbası tayfasında işte böyle kafa yapıları laikliği ve aydınlığı savunuyor. İşte Vizontele Belçika. İyi seyirler.
25/10/2007, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi ekim sayısı köşe yazısı