Belçika siyasetinde son üç ayı meşgul eden hükümet krizini, sanat ve ünlüler dünyasında yaygın olan bir kurala bağlayabiliriz. Ünlü aktörlerin, büyük şarkıcıların, sansasyon yaratan yazarların veya medyatik simaların genelde karşılaştığı “kendi başarısının tutsağı” olma sendromu, şu an başta Yves Leterme olmak üzere birçok siyasetçiyi çarpmış durumda.
Hatırlarsınız, Türk sinemasındaki birçok usta oyuncunun adı, çok farklı roller oynama kabiliyetine sahip olsalar da sürekli başarılı olmuş bir tiplemeyle anılmıştır: Damat Ferit, İnek Şaban, Tecavüzcü Coşkun, vs...
Bu başarı ve özdeşleştirilme sendromuna ilk kurban giden Yves Leterme oldu. 800.000 oy alarak Başbakanlık hayalini halk meşruiyetine dayandırdı ve beklendiği gibi hükümet kurmakla görevlendirildi. Fakat halk sevgisi yüreğe hoş gelse de aslında kaldırılması zor bir yük. Halk, idealleştirdiği kişinin sürekli aynı kalmasını ister. Yves Leterme de bunun bilincine vardığında geç olmuştu. Verdiği seçim vaadlerini tutmak zorunda olduğunu anladı ama “müzakereler ülkesi” Belçika’da umut dağıtmak kadar tehlikeli bir şey yoktur, zira iki topluluk ve üç temel siyasi ailenin olduğu bir yelpazede herkesin görüşleri az buçuk hükümet programına yansımalı. Yves Leterme’ye “Flaman çıkarlarını koruyan adam” imajı yapıştı. Oysa hükümeti kurmakla görevlendirilen bir siyasetçi, tüm Belçikalıların Başbakanı olmak zorunda. CD&V’nin, milliyetçi (hatta bölücü) parti N-VA ile ortak listelerle seçime girmesinin ne kadar yanlış ve zorlayıcı olduğu böylece tekrar anlaşıldı. Seçim programı belirlerken, verilen sözlerin ne derecede tutulabileceği hesaplanmalı.
Kendi başarısına kurban giden bir ikinci isim ise Didier Reynders olabilir. Valonya’da Sosyalist Parti’yi geride bırakarak tarihi başarı elde eden Liberallerin Başkanı, PS’siz bir hükümet istediğini baştan açıkça söyledi. Bir yandan PS’i saf dışı bırakmak isteyen Reynders, diğer yandan Flamanların Kurumsal Reform isteğini tek başına kabul etmek istemediği için tüm Frankofon partilerinin görüşlerini istedi. Böylece “devletin geleceğinde PS’in söz sahibi olması şart”mış gibi bir izlenim doğdu. Hükümetin kurulamaması ve “PS’siz hükümet olmaz” hissi uyanması da, Reynders’in aleyhine işleyen bir faktör. Tarihi bir başarı elde eden Reynders her şeye rağmen PS’li bir hükümete girmeyi kabul eder veya etkisiz bir Turuncu-Mavi hükümete ortak olursa, Sosyalistlerden uzaklaşıp kendisine oy veren büyük bir seçmen kitlesini kaybeder. Reynders, içeriği sağlam ve yasama sürecinin sonuna kadar görevde kalan bir Turuncu-Mavi hükümet aramak zorunda. Katı liberal programını uygulamak için başka bir alternatifi yok.
Bu iki örnekten de görüldüğü gibi, erken vaadlerle gelen başarılar, sahiplerini zor durumda bırakabiliyor. Hatta kaybetmiş gözüken partiler, başarısının karşılığını vermeyen rakipleri sayesinde tekrar söz sahibi olabiliyor. Seçim sonrası “muhalefetten korkmadıklarını” açıklayan PS’liler, iştahları tekrar kabarmış gibi medyada boy göstermeye başladılar, Mavi-Turuncu olmazsa başka alternatifler düşünülmesi gerektiğini söylediler. Seçimlerden yenik çıktıkları halde. Başarı, göreceli bir kavram.
01/10/2007, Erdem Resne, Binfikir Gazetesi Eylül 2007 sayısı köşe yazısı