Meclis’e Viyana kuşatması yapmayı düşünen medya, az Türk seçildiği için seçimleri başarısız buldu. Bence tam tersi: ilk kez tabandan gelen adaylar sıyrıldığı için siyasi entegrasyonumuz açısından olumlu dersler çıkarabiliriz.
Seçim öncesinde medyamızı bir furya aldı gitti. Efendim oylar bölünmesin, ne kadar Türk seçtirebilirsek o kadar iyidir. 3 yıl içinde tek bir yasa tasarısına imza atmayan ve tek soru bile sormayan (Emin Özkara), gazeteler tarafından en kötü notlarla değerlendirilen (Cemal Çavdarlı) Bölge ve Federal milletvekillerimizin çizdiği tablodan ders almayan arkadaşlarımız, yine yaygara kopardılar. Hep şunu düşündüm: oylar bölünmesin de, halkı aynı kişilere oy vermeye nasıl ikna edeceğiz? Kimin lehine oylar bölünmesin? Sonuçta binlerce Türk’ü aynı adaylara yönlendirmek kolay olmasa gerek...
Nihayet gazete köşelerinde açıkça “Gent’ten Fatma Pehlivan, Brüksel’den Emir Kır’a oy verin” diyenler de çıktı. Bu denli yanlı propaganda yapanların seçim sonuçları verildiğinde ki hallerini merak ediyorum. Ne Pehlivan, ne de Kır seçilebildi. Yıllarca “partiler oylarımızı çalıyor” diye kulaklarımızı patlatanlar, acaba toplam 24.000 oy’un, biraz da sayelerinde, boşa gitmesini nasıl karşılıyorlar?
Ne demek istediğimi merak edenler için lafı fazla uzatmayayım, bir: oyların bölünmemesi için kampanya yapmak bize düşmez. İki: madem illa birini seçtirmek istiyorsunuz, bari ganyan atlara oynayın.
Seçim öncesinde taraf tutmadan, objektif kriterlerle, hangi adayların şanslı olduğunu ve hangi şartlarda seçilebileceklerini okuyucularımıza aktardık. Bazı siyasetçilerimiz, az kişiye şans tanıdığımız için bize kızdılar. Sonuç: şans verdiklerimiz arasında bile sadece yarısı seçilebildi.
Kaliteli adayların sıyrılma şansları her zaman fazladır, çünkü partilerin her şeyi önceden bağladığı Belçika seçim sisteminde iyi yerde olmanız gerekiyor, bu da parti içi müzakereyle oluyor. Müzakere gücü de, kaliteye bağlı. Sadece oylar değil, boylar konuşuyor. Büyük olan ipi göğüslüyor.
Bu seçim serüvenini başarısız bulanları teselli etmek isterim. İyimserliğimin 3 nedeni var. Öncelikle bu kez seçmen uyanıp, sistemin nasıl işlediğini az buçuk anlamıştır. Bu, en büyük kazançtır. Yedek listelerden Meclis’e giren Hilal Yalçın, bunun somut bir örneğidir. Ayrıca doğrudan seçilen Meyrem Almacı örneğinde olduğu gibi, parti içinde aktif olmanın ve bu işi tabandan öğrenmenin önemi ortaya çıktı. “Tüm Türkler bir arada, ideoloji yapmayı bırakın” diyenlere umarız ders olmuştur. Son olarak, yaptığım söyleşiler doğrultusunda söyleyebilirim ki Meclis’e giren Meyrem Almacı ve Hilal Yalçın, siyaseti bilen ve kafaları çalışan insanlar. Araştırmacı kimlikleri ve siyaset dışı faaliyetleriyle, yerlerini hak ettiler. Geçmişte alışık olduğumuz gibi sadece demagoji ve popülizm sayesinde seçilmediler. Oylar bölündü, boylar göründü. Meyrem ve Hilal diğerlerinden büyük çıktı. Şimdi çalışacaklar. Yeri gelince alkışlamak, yeri gelince tenkit etmek tabii ki hakkınız. Ama lütfen gerçekten bizleri ilgilendiren konularda değerlendirelim onları. Toplumsal takıntı ve beklentilerimizi onlara yüklemeyelim. Çünkü onlar her şeyden önce Belçika’nın vekilleri. Bunu kabul etseniz de, etmesenizde...