Brüksel, Limburg ve Anvers bölgelerinde seçim manzarasına göz atılırsa, futbol ve ırkçılık odaklı bir gözlem çıkacak ortaya. Siyasetçilerimiz yeşil sahalarda duradursun, ırkçılar golleri sıralıyor...
Yaklaşan seçimlere bölge bölge veya tema halinde değinelim. Malumunuz: köşe dar, hikayeler çok. Brüksel adaylarına spor açısından bakacağım. Spor Bakanı Emir, Spor Encümeni Sait, ve... Malzemeci Halis! Oy avına çıkınca futbol sahaları seçim şenliğine ev sahibi oldu. Malumunuz zaten Belçika Atatürk kupası diye bir organizasyon var. Buradaki fırsatı gören Spor Bakanımız Emir yetkilerini de kullanarak Kültür ve Spor Şenliğini 5. kez düzenledi. Malzemeci Halis, Belçika Atatürk kupasına küskün kulüplere halı saha maç ayarlayayım derken, Encümen Sait fırsattan istifade edip saha buldu ve Emir’e nazire yaptı: böylece Brüksel Atatürk Kupası doğmuş oldu. Spor aracılığıyla sadece siyaset değil, medya savaşı da verildi aslında. Belçika Atatürk Kupası organizasyonunda medya mensubu aktif olunca, zaten dışlandığını hisseden bazı kulüpler de kullanılıp Brüksel Atatürk Kupası kuruldu. Siyasi çıkar bir yana, medya da taraf seçip şu veya bu kupayı ha açıkça, ha gizliden destekledi. Siyasetimizin eskiden dernekler aracılığıyla verdiği destek ve medya savaşı, bu kez spor üzerinden yapıldı. Sonuç mu? Siyasetçiler oy çıkarını görüp sahalarda bol bol boy gösterdiler, biz de kampanyayı izlerken mecburen “top peşinde” koşturduk... Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Spor Encümeni Sait ve malzemeci Halis, kendi turnuvalarında boy gösteren Spor Bakanı Emir’e kızgın gibiler: “herkes kendi çöplüğünde ötsün” der gibi. Ama onlar kendi çöplüklerinde bile anlaşamıyorlar: biri “fikir benden”, diğeri “ama saha ve kupalar benden”...
Limburg’da ilginç bir olay yaşanıyor. İlk kez bir Türk (İshak Yılmaz), aşırı sağ partiden (Lijst Dedecker) seçime giriyor. Açıklaması: “ırkçılarla mücadeleyi içten vermek gerekiyor.” Size olduğu kadar bana da ilginç geliyor ama bir insanı eleştirmeden önce kendimi sorguladığım için, bu konuya da tersten bakacağım. Bu toplum yıllarca aynı masalla kandırıldı: “ideolojisi ne olursa olsun, Türklerin çıkarı önemli, her partide olalım” denildi. Hatta siyasi görüşü olan adaylar sağcı-solcu-bölücü-faşist diye karalandı, dışlandı. Tabii ki kimse gidip de ırkçılara oy kazandır demedi ama bizim ürettiğimiz mantık bu ise, görüş ve bilgi yerine toplum üzerine siyaset yapmak tercih ediliyorsa, ben İshak Yılmaz’ın açıklamasına katılmasam bile, mantıksız bulmuyorum. Ne demişler: “Böyle başa, böyle tarak.” Artık Belçika’da yaşadığımızı anlayıp, gerçekten savunduğumuz fikirler doğrultusunda siyaset yapmayı öğrenmeliyiz. Kaldı ki yıllarca toplumsal siyaset yaptık da bir yere mi geldik? Seçmenlerimiz de adayları ve partileri tanıyarak, inanarak oy vermeli. Yoksa bu toplum daha çoook garipliklere şahit olur.
Son olarak Anvers’teki NEE oluşumuna değineceğim. Belçika seçim sistemindeki çok önemli bir aksaklığa işaret ettikleri için aslında gönülden destekliyorum. Fakat onlara verilecek oy da, onların eleştirdiği sonuca yol açacak: oylar güçlü partilere bölünecek, belki de ırkçılara bir koltuk kazandıracak. Bunu unutmamakta fayda var: 2006 yerel seçimlerinde ırkçı Vlaams Belang için geriledi denildi. Yanlış. SP.a oyları toplayıp birinci parti oldu, ama salt oy sayısı olarak ırkçılar 2000 seçimlerine göre 5.000 oy fazla aldılar. Anvers ilindeki vatandaşlar, oyunuzu kullanırken bu veriyi sakın unutmayın.