Belçika’nın en çok okunan yazarı, aslında bir çizer. Araştırmacı-gazeteci Tintin ve sevimli köpeği Milou’nun dünyayı dolaştığı albümler, yıllardır tüm dünyada okunuyor. Sembol haline gelmiş bu kahramanların yaratıcısı Hergé, bugün tam 100 yaşında. Bugün tüm Belçika gazetelerinde bu haberi okuyacaksınız. Bu yüzden ben olayın iç yüzünü yazmak istiyorum. Hergé’nin ardından bıraktığı büyük hazine’nin, nasıl bir rant haline dönüştüğünü ve çocukların hayallerine ilham veren bu kahramanların nasıl peşkeş çekildiğini anlatayım...
“Tintin Sovyetler Ülkesinde” adlı albümün üzerinden yıllar geçti. Ve devir değişti. Artık “Tintin Kapitalistler ülkesinde” albümünü yapmanın sırası geldi. Bugün 100. doğum gününü kutladığımız Hergé, mirasçılarının en büyük gelir kapısı. Bu önemli günde – ve gelecek günler boyunca – Hergé’nin anısına festivaller düzenlenecek, geziler yapılacak. Ve tüm bunların amacı “kültürümüzü yaşatmak” olarak anlatılacak. Oysa şu an Tintin’in telif halkarını elinde bulunduran Moulinsart vakfı ve Nick Rodwell adlı şahsın tek kültür anlayışı, para.
2005’te Belçika’nın 175. yıldönümü için Brüksel’de kurulan Made in Belgium sergisini herhalde hepiniz hatırlarsınız. Biraz eski kafa, biraz “La Belgique de Papa”... ama herşeye rağmen gerekli bir sergiydi. Zira Belçika’nın ekonomik, sportif, siyasi ve kültürel mirasını hatırlatıyordu ziyaretçiye. Bu sergide ne yazık ki Belçika’nın sembolü Tintin yoktu. Neden mi yoktu? Sayın Rodwell ve ekibinin yüksek “kültürel hizmet” anlayışları yüzünden. Tintin’in sergilenmesi için astronomik rakamlar talep edildi ve sergiyi düzenleyenler (ki bunların arasında Dexia Bankası ve başta Brüksel Belediyesi, Bölge Hükümeti, Federal Hükümet olmak üzere tüm devlet kurumları da vardı) talep edilen parayı karşılayamadılar. Açıkçası karşılamak da istemediler. Çünkü Belçika’nın en büyük festivali “175/25” dahilinde yapılan bu sergiden rant yenmesini istemediler.
Bugün yine 100. yıl adına Hergé müzesinin temeli atıldı. Louvain-la-Neuve’de. Brüksel’de doğan ve diğer usta çizerler gibi Paris’e yerleşmek yerine, doğduğu şehirde kalmayı tercih eden bir Brükselli’nin müzesi de, Brüksel dışında yapılıyor. Bunu da Belçika’nın sürrealist yapısına verebilirsiniz ama gerçek o değil. Yine işin içinde para var. Oysa, bilenler bilir, Tintin ne kadar Hergé’nin dış dünyasını yansıtıyorsa, Quick et Flupke adlı kahramanları da aslında Brükselliliğinin bir simgesi. Her hikayelerinde bir Brüksel şakası, her karesinde eski bir sokağın anısı vardı. Ve bu anılar, mirasçılar tarafından bir güzel paraya dönüştürülüyor...
Hiç unutmam. Dünyanın ilk Tintin festivalini düzenleyen ekipte yer almıştım. İstedikleri bütçeyi telaffuz bile etmeyeceğm. Brüksel’in dört bir yanındaki “çizgi roman” mozaiklerden sonuncusunu yapmak üzere uygun yer arıyorduk. Ve Moulinsart’a, gözü doymazlığı yüzünden yer beğendiremedik. “Tintin butiğinin karşısı olsun. Görünür bir yer olsun. Biz diğerleri gibi değiliz...” Hergé’nin tek başına yarattığı mirası “biz” olarak gören bir zihniyet... Yine de 100. doğum günün kutlu olsun Georges Rémi.