Geçmiş zamanda bir reklam filmi sayesinde ünlü olan bu söz, ağızdan ağıza dolaşırdı: Şapkasız çıkmam Abi. Alışmış kudurmuştan beterdir diyorlar. İnsan kendine bir imaj yaratmayagörsün, içinde boğulup gider. Tıpkı reklamdaki Mazhar Alanson gibi. Şapkası öyle bir simge haline gelmiş ki, artık onsuz sahneye çıkması imkansız gibiydi. Şapkasız Mazhar olamıyordu...
Herkesin kendine göre bir şapkası vardır. İçine gizlenince rahat eder. Sevmediği yanlarını örter ve huzur bulur. Olduğu gibi görünemeyince, göründüğü gibi olmaya bakar. İtiraf ediyorum, benim de şapka niyetine kullandığım bir sığınağım var: şu anda okuduğunuz köşe yazısının üzerindeki göz. Okurun huzuruna çıkınca kendimi bu gözün arkasında güvende hissediyorum.
Şapkasını (veya gözünü) kendine sakladığı sürece bu durumdaki hiç kimse beni rahatsız etmiyor. İster göründüğü gibi olsun, ister hayal ettiği gibi görünsün, umurumda değil. Ama kendi imajı uğruna herkesi aynı şapka altına almak isteyenler türeyince bitleniyorum (şapkadan mıdır acaba?).
Arkadaşımız İsmail Doğan bir karikatür çizdi, tüm Türk mahallesi Şose d’Hakt’ta şapkalar çekildi. Toplumumuz takkeli gösterildi diye abalıya vurdular. Eleştirel ve farklı bir görüş ortaya atılınca artık alışılagelmiş tepkileriyle karşılaştık. Millet galeyana getirilip, farklılık örtülmek istendi. Toplumsal şapkalarını çıkartıp tüm mahalleye bol bol dağıttılar.
Bir takke yüzünden bazı vatandaşlarımız kışkırtıldılar. Sahip olduğumuz değerleri taşımakta neden bu kadar güçlük çektiğimizi anlayamıyorum. Sadece bir yıl öncesine döneceğim. Bir Danimarka gazetesi, İslam’ı ve Hz. Muhammed’i karikatür şeklinde sundu. Aynı toplum, Dini duyarlılığı yüzünden o zaman büyük tepki gösterdi. Peki bugün başımızda takke olmasından neden bu kadar rahatsızlık duyuyoruz? Bir yıl önce uğrunda sokaklara döküldüğümüz, bayraklar yaktığımız değerlerden neden utanıyoruz? Demek ki şapka her başa uymuyormuş...
Aslında karikatürde takke makke hikaye. Zaten topluma şapka dağıtanlar da takkeye pek alınmadılar. Sunulan eserin içeriği ne olursa olsun, içinde herşehircilikten prim yapılabilecek unsur bulduklarında hemen ortaya çıkarlar. Artık toplumu birleştirici unsur kalmadı: Sağcılık, Solculuk, Atatürkçülük, Din, Aile, İş, Ulus, Devlet,... Hepimiz her birinden işimize gelenleri koparıp bir puzzle halinde istediğimiz manzarayı yaratıyoruz. Şapka dağıtmak için geriye kaldı hemşehircilik. Farklılıktan alınlarında terler oluştukça sığınacak tek yerleri bu olsa gerek.
Hemşehirciliğe dokunuldu ya, soyluluk da memleketle ölçülmeye başladı. Ben de Beyoğlu’na (pardon, Grand-Place’a!) çıkıp protestoya başlayacağım: Hepimiz İsmail’iz, Hepimiz Soysuzuz....
Hayır arkadaşlar, takkeye alınmadınız. Çünkü size kalsa zaten takkesiz çıkmazdınız. İşte sırf bu yüzden sevgili İsmail’den bir ricam olacak: bir dahaki karikatürde takke çizme. Düşür de kel gözüksün.