Yetişkin insanoğlu’nun aklına gelmeyecek cümleleri bazen çocuklar ne de güzel söylüyorlar. Balon oyunu sırasında babasının « aaaa bak düşmedi ! » deyişine, o muhteşem ve günümüz insanlığının dışında kalan saflığıyla pekala sorabilir çocuk: « niye düşsün ki ? »
Doğru ya. Onu tutacak, tutmak için koşacak, koşmak için sınırlarını zorlayacak, kendini aşınca dünyaları kazanacak kadar yürekli bir ÇOCUK olduktan sonra, bir balon neden yere düşsün ki ? Yerçekiminin korkunç gerçekliliğine boyun eğmiş bizlere inat, bir çocuğun hayalinde daima uçar balonlar. Uçmalıdırlar.
İnsanoğlu, alışmaya alışan bir varlık. Yıllar geçtikçe en heyecan verici olaylara bile olağan bakıp, balonun düşmesini normal karşılayacak kadar her şeye alışan bir varlık. Büyülenmemeye dahi alışacak kadar, alışan bir varlık.
Etrafımızda alıştığımız anormal olaylar işte bunun sonucu. Sevgilimiz hakkında « beni gerçekten seviyor mu ? » diye sormak yerine, bir çocuk misali « neden sevmesin ki ? » saflığına ulaşamıyoruz. Karşımızdaki insanın gözlerine bakıp onu dinleyince, « acaba yalan mı söylüyor ? » diye düşünüyoruz, « neden yalan söylesin ki ? » demek yerine. Oysa bir çocuğun gözleriyle bakınca, sevilmemek, yalana maruz kalmak için hiçbir geçerli sebep yok. Ama biz, anormal ve ahlak dışı davranışları kabullene kabullene, kendimiz bile her şeyden şüphe eder duruma düşebiliyoruz.
Çünkü maalesef, hayat bize öğretiyor ki sevilmemek de var, yalan söylemek de... Bunları tekrarlamaya ne zaman son vereceğiz peki ? Gönül rahatlığıyla ne zaman « bu adam işini doğru yapıyordur » diyebileceğiz, « acaba başarılı olacak mı ? » diye sormak yerine ?
Ne zaman bir çocuk kadar katı ve şaşkın tepki gösterebileceğiz, anlamsız şeylere karşı ? Ne zaman bir çocuk saflığıyla sorabileceğiz kendimize : « iş adamı hiç kazık atar mı ki? », « gazeteci hiç reklam yapar mı ki? » veya « ahlaklı adam rakibinin isim hakkını hiç satın alır mı ki ? » diye.
İnsanoğlunun her sözü, her eseri ve hareketi, aslında bir balondan farksız. Küçücük yüreklerle daima uçacakları umuduyla balonlar atarız gökyüzüne. Düşmeleri için hiçbir sebep yok, orada bir çocuk oldukça. Niye düşsün ki? Ama biz her şeye alışarak içimizdeki çocuğu yok ediyoruz. Ve aslında en erken yaşlarda öğretip çocuklara korkunç gerçekleri, onların da yozlaşmasına göz yumuyoruz. Onlara da öğretiyoruz ki, sevilmemenin varolduğu gibi, yalan ve kazıkların varolduğu gibi... bu ahlaki değer balonlarının yere çakılmasına engel olacak insanların kaybolduğu gibi... Öğreniyor ve öğretiyoruz ki: balonlar da düşermiş...