Üç ay boyunca her sokak köşesinde bize gülümseyen o insanları artık görmeyeceğiz. Her bakkal manav çıkışı derdimizi soran iyi niyetli şahıslar artık ortalarda yok. Üç ay boyunca “onlar da bizden biriydi”, şimdi muratlarına erdiler ya, bize de haddimizi bilip izlemek kaldı.
Güneşli bir Pazar sabahı kaybettik onları...
Daha dün telefonumuza “bomba demeçler” bırakanların artık cümle kuracak hali kalmadı. Üç ay boyunca bizler tertemiz ve objektif idik, “ne güzel yazıyorduk”; onların dünyası ise kendi deyimleriyle “kahpe”ydi. Ne olduysa güneşli bir Pazar sabahı oldu: onlar aklandı melekler alemine göçtü, bizler yalancı olduk.
Hani o açıklayacakları kirli oyunlar sanki hiç olmamış, bizler “nerden uydurmuşuz...” Artık bunları konuşmanın zamanı değilmiş, insanları “boş işlerle oyalamamak lazımmış.”
Türk toplumu, her seçim sonrası sokağa atılan evlatlık bir çocuktur. Aylarca masallar anlatılıp uyutulur ve güneşli bir Pazar sabahı uyanır ki etrafında kimseler kalmamış.
Ama bizlere bu masallar müstahak. “Ben bu işlerden anlamam. İmzala diyorlar, imzalıyorum” diyenleri eleştirince düşman oluyorsunuz. Kendi beyanatlarını inkar edip birkaç gün sonra aynı demeçleri verenler, sizleri yalancılıkla suçlayabiliyor. Ve siz tüm bunları yazarsanız hain oluyorsunuz.
Yasak olmasına rağmen, seçim bürosu önünde oy kullanmaya giden teyzelere yapışıp “onca yıldır tanışıyoruz, bana oy vereceksin değil mi?” deyip psikolojik baskı uygulayan o güler yüzlü insanlar artık ortalıkta yoklar. Sağolsunlar, hiç olmazsa üç ay boyunca bize sevgi gösterdiler...
2004 seçimleri öncesinde çokça uyarıda bulunduk. Partilere değil, kişilere oy verilmesi yönünde. Kişileri seçerken de kariyer, fikir ve kabiliyet gibi somut verilere dayanılması yönünde. Vitrine çıkarılmış gibi sunulan yabancı asıllı adaylar için oy kullanırken oyun boşa gidebileceğini anlattık. Seçim sistemindeki zaafları anlattık: büyük isimlerin (bakanlar...) nasıl belediyelere aday gösterilip, seçildikten sonra istifa ettiklerini ve sonucunda da seçmenin nasıl aldatıldığını izah ettik. Bu arada bolca eleştirince de hain olduk.
İşin içinde olduğumuz için bu kez sustuk ve izledik. Ama dediklerimiz aynen gerçekleşti: yıldız olarak sunulan bakanların tokatlanır gibi koalisyonların dışında bırakılması; seçilemeyen Türkler, bir de seçilip de encümenlik verilmeyenler ve boşa giden oylar; daha seçimin ertesi günü istifa açıklamaları ve avuç kadar oyla belediye meclisine girenler...
Şimdi önünüzde tam altı yıl var. Teker teker not ettiğiniz sözlerini yerine getirmeleri için, hiç olmazsa bu yönde çalışmaları için tam tamına altı sene. Ama bize müstahaktır dedik ya: onları izleyen kim? Hesap soran kim? Bu işe yeltenirseniz hain oluyorsunuz. Burada eleştiriler elbette sadece Türk asıllı adaylara değil. Daha iki ay önce burada “türbanla ilgili sorun olmaz” diyenler, ilk iş olarak belediye meclisine türbanlı kimseleri almayacaklarını söylüyor. Neredesiniz?
Biraz daha rüya isteyenlere müjde: federal seçimler yaklaşıyor. Yine güleryüzlü insanlar, masallar, güneşli Pazar günü yalnızlıkları... Ve bizbize kalacağımız koca yıllar.