Seçimler yaklaştıkça polemikler de artıyor. Schaerbeek siyasetinin son gündemi ise “tesettürlü adaylar seçilirse belediye meclisine girebilirler mi?” Hatta cdH adaylarından Mahinur Özdemir için Brüksel’in Merve Kavakçı’sı diye tanımlama da çıktı.
Önce hukuki yönden bakarsak, seçilmiş birinin herhangi bir meclise tesettürlü girmesi yasak değildir. Bu konuda hiçbir yasa yoktur. Bu eylemi yasak kılacak tek yönetmelik, o meclislerin iç tüzükleri olabilir ki, bu da düşük bir ihtimal. Schaerbeek Belediye Başkanı Bernard Clerfayt’nin müsteşarı Marc Weber’den aldığımız bilgilere göre, meclis iç tüzüğünde buna benzer bir madde yok: “bu konu her yıl okulların açılmasıyla gündeme gelir, ama her zaman tatlıya bağlanmıştır. Belediye kurumlarına bakarsak, yurttaşlarla temas içinde olan memurların hiçbir dini sembol taşımamasını öngören bir yönetmeliğimiz var. Mesela Müslüman bir vatandaşımız bir işlem için gişeye gittiği zaman, karşısındaki memurun boynunda kocaman bir Yahudi sembol göremez. Fakat bu kural seçilmiş bir vekil için işlemez, orası bir temsil yeri. Başörtüsünün sorun olacağını sanmıyorum.”
Buna rağmen birçok kişide “bu kıza oy verirsek oyumuz boşa gidebilir” kaygısı var. Zaten başka bir sitede de bu yönde bir yorum yayımlandı. Aday Mahinur Özdemir de rahatsızlığını dile getirdi. Fakat genç adayla konuşmamız sırasında genel olarak kampanya havası hakkında söyledikleri ilgimi çekti: “herkes birbirinin tekerine çomak sokuyor. Biz Schaerbeek’te cdH bürosu açtık, başka belediyelerde farklı partilerden adaylar gelip ‘bizim belediyedeki cdH’lılara destek olmayın, bizim oylarımızı almasınlar’ diye istekte bulundular...” Bu sözlerini hatırlayıp birkaç gün sonra aradığımda, “senin hakkındaki başörtü polemiği başka adaylar tarafından üretilmiş olabilir mi?” diye sordum. Konuyu zaten ilk olarak gündeme bir gazetecinin getirdiğini ve bu kişinin başka bir adayı desteklediğini söyledi. Yani şu anda sorun hukuk dışına çıkıp tamamen seçim stratejisi oldu. Biline!
Asıl mesele, başörtülü adayların partiler tarafından hangi derecede seçim malzemesi olarak kullanıldığıdır. Kukla olsun diye listelerde yer alan isimleri çokça gördük. Bu konuda da Mahinur kendine güveniyor: “bana adaylık teklif edilince uyardım. Sadece başörtülü kesimi temsil etmediğimi söyledim. Zaten başta kabul etmeyecektim, ben siyasete iki nedenle girdim. Bir: Kamu Yönetimi okuduğum için bu işi yapabileceğimi düşünüyorum; iki: Josaphat – Coteaux semtinde yürütülen düzenleme projesinde belediye, vatandaşların katılımını ihmal etti ve bu bende ‘bir şeyler yapmalıyım’ hissi uyandırdı.”
Son olarak belirtelim: Türkiye’de Merve Kavakçı’lar birer birey olmaktan öte, bir ideolojinin sembolüdür, o yüzden Türkiye’de başörtüsü tartışılabilir ve yasaklanabilir (zamanında bu söyleme inanmayanlar, AKP iktidarını alkışlasın, sayelerinde devlet emin adımlarla örümcek beyinlilere teslim ediliyor). Ama Belçika’da bir başörtülü meclise girdi diye “şeriat geldi” naraları atmak yersiz. Tabii ki söylediklerimiz, bu adaylar köktendinci başka oluşumlara üye olmadıkça geçerlidir.