Eskiden çocukların isteyip de büyüklerin alamadığı en klasik hediye nedir diye kime sorsanız, hepsi büyük olasılıkla “bisiklet” derdi. Şimdi ise herkesin imkânı olmasına rağmen hiçbir çocuğa ilginç gelmeyen, basit bir oyuncaktır bisiklet. Bilgisayar, Play Station, cep telefonundan kafasını alıp da çocuğunuz sizden bisiklet istese Allah’a şükredip 40 takla atarsınız.
Çok önemli bir sosyal araçtır aslında bisiklet. Pekâlâ yalnız sürülebilse de, canınız arkadaş çeker. Çocuklarınızın arkadaşı yoksa, bisiklet alın: mutlaka edinir. Çünkü bisiklet sürerken düğmeye bastıkça karşınıza geçecek bir “player 1” bulamazsınız.
Barışçıl bir oyuncaktır bisiklet: mesela bilgisayar başında FIFA 2006 oynayıp da her gol yediğinde ekrana ana-avrat sövüp klavyeye yumruk indiren çocuk görüntüsünü göremezsiniz. Ben hiçbir çocuğun bisikletine kızıp tekmelediğini hatırlamıyorum. Tam tersi seversiniz onu, yol gösterdiği için, hayal ettiğiniz yerlere götürdüğü için.
Analık-babalık duygusunu da getirir bisiklet: ben saatlerce top oynayıp bisiklet sürerken arkamdan beni merak edenlerin olduğunu bilirim. Oysa çok meşgul ana-babaların, “canım ne olacak evde bıraktım bilgisayarla oynasın, bişeycik olmaz” diye düşündüğünden eminim. “Hemen-şimdi-her şey”in egemen olduğu dünyanın sorumsuzluk simgesidir elektronik oyuncaklar. Çocuklarımızı daha iyi koruruz diye sokaklardan uzaklaştıralım duygusuna kapılmış velilerin yüz karasıdır. Çocukların ve ailelerin boş bıraktığı sokakları, haliyle serseriler işgal etti zamanla. Sokaklarda ve otobüslerde şiddet arttı diye kimse hayıflanmasın: bu hepimizin suçudur. Bisiklet hediye edecek kadar yüreğimiz olmadığı için… çocuklarımızı sanal kahramanlara terk ettiğimiz için… Gün boyu “Killer Instinct” ve “Street Fighter” oynayıp birbirlerinin kafasını koparan çocukların, normal hayata dönünce de bir “can”a bilgisayar oyunundaki kahramanlar kadar önem vereceğini kavrayamadığımız için…
Küçüklüğümde İstanbul’da kaldığım günlerde büyük eniştemi her gün kandırırdım beni gezdir diye, O da bıkıp usanmadan beni Murat 124’üne atar gezdirirdi. Anıt Mezarı yolunun üzerindeki gerçek ismini bilmediğim heykeli her gün görmek için can atardım. Sultan Pekmez derdim o heykele. Sizin çocuklarınızın Brüksel’de, Anvers’te, Charleroi’da bir Sultan Pekmez’i var mı? En önemlisi siz işinizden bir saat ayırıp çocuklarınızı gezdiriyor musunuz? Sokaklardan korkmamayı, tam tersine sokakları sevmeyi ve sahiplenmeyi öğretiyor musununz onlara?
Anvers’te bir otobüste 3 gencin öldürdüğü adamın siz olabileceğini düşündünüz mü? Veya öldüren çocukların sizin çocuklarınız olabileceğini?
Hayat şartları, iş şartları, sosyal düzen, kaybolan aile bağları,… ve sayamadığım daha binbir bahane. Bunların hepsini yaratan aslında biziz, bireylerdir. Ve bunların arkasına sığınıp şiddet ve yozlaşmayla mücadeleden kaçınan, her şeyi devlet ve kurumlardan bekleyen de bizleriz. “Öğretim”i bile yapacak imkânı olmayan okullardan “eğitim” bekliyoruz. Mesai saatiniz, bahçeli eviniz, 4X4 arabanız olmayıp da iyi yetişmiş çocuklarınız olsaydı, daha mutlu olmaz mıydınız? Bisiklet üzerinde Sultan Pekmez arayan bir çocuk…