Bilimdeki gelişmeler bazen insanların da çalışma mekanizmalarını güzelce ifade edebiliyor. Mesela son bir buluşa göre atomlar, kimi zaman birbirlerine zıtlık derecesiyle orantılı biçimde birleşim gücü sağlıyormuş. Yani bir atom, bir diğerini ne kadar çok “sevmez” ve iter ise, o kadar çok birleşebilir ve molekül yaratabilirmiş. Türk asıllı siyasetçileri, atom; seçtikleri partileri de molekül olarak değerlendirirsek, bu teorinin doğruluk payı kesinlikle yadırganmayacak kadar yüksektir. Bir partinin değerleri bize ne kadar uzaksa, birleşme ihtimalimiz o kadar yüksek!
Birileri ısrarla “seni sevmiyorum” dedikçe biz sandık başında bıkıp usanmadan “domdom kurşunu” söyleyip halimize yanarız. Onlar bizi ne kadar sevmese de ulusal parolaları belli: “birlikten kuvvet doğar”.
Bu doğal atom birleşmeleri denge sağlamak için kurulsa da, bizim siyasi flörtlerimiz ortaya son derece zararlı ve tehlikeli kimyasal maddeler çıkarabiliyor. Mesela solcu bir adayın Cami’de propaganda yapıp, içeri giren sağcı adayı “gominist”likle suçlaması gibi... Mesela bir adayın, “Türkiye’de halkın yüzde 70’i sağ partilere oy veriyor, ben de burada sağ partilere başvurdum” demesi gibi... Mesela başka bir adayın “Türkiye’de kendimi MHP’ye, burada ise Sosyalizme yakın hissediyorum” demesi gibi... Veya “bizim partimiz çöp arıtma sistemi değildir” deyip, kendisinin de başka partiden geldiğini unutan adaylar gibi...
Bu tehlikeli siyasal-kimyasal maddeler kimi zaman elinizde patlayıveriyor: dini kesimlere yakın olup eşcınsellerin evlenme ve evlat edinme hakkını savunan bir partiye üye olursanız, “bu yasaya nasıl olumlu oy verdiniz” diye soranlara komik cevaplar vermek zorunda kalırsınız. Eşcinseller kestaneyi çizdirdiği gibi sizin karizmayı da çizerler.
Herşey çekim gücüyle ifade edildiğine göre, bu teori bizim aşk ve evlilik anlayışımıza da tıpatıp uyuyor. Türk erkekleri hep uzun boylu açık gözlü sarışın kadınlara sulanıp... sonunda bu tarife en zıt kadını bulup evlenir. Tabii bunun özünde gizli bir kurnazlık var: gerçekten de uzun boylu açık gözlü sarışın kadını bulursan yandı gülüm keten helva. Güzele bakmak sevaptır da, yanındakine bakılınca olmuyor be ustam... Kısa giyinme, fazla oratlıkta bulunma, “hooop arkadaş aloooo, sahipsiz mi sandın?” derken, her Allah’ın günü kaş-göz patlatmak da var. Çirkin olsun, benim olsun... Biz payaşmayı bilmiyoruz arkadaş!
Aşkı-meşki bırakıp siyasi çekim gücüne dönersek, burada da paylaşmak olmaz, sonuçta oy sayısı sınırlı. Hemfikir olan herkes aynı listede birleşirse, oylar adaylar arasında eşitçe bölünmez mi? Eeee naaapalım, namus uğruna uzun boylu açık gözlü sarışın dilberden vazgeçen, oy uğruna pekala hilâl’den de, lâle’den de, orak-çekiç’ten de vazgeçer...
Parti değiştirme eğiliminin bile bilimsel açıklaması var, biliyor musunuz? Birbirine zıt olmalarına rağmen birleşen atomlar bile, bir kaç saniye içinde gönüllerini başka atomlara kaptırabiliyorlarmış. “En hakiki mürşit ilimdir”: doğada varsa, siyasetçilerde de pekala olmalı... Kimi züppeler de hiç utanmadan bu doğal eğilimleri eleştiriyorlar!