Fehriye Erdal ve DHKP-C’li 9 sanığın daha yargı süreci başladı. Belçika ile Türkiye arasında sıcak temaslara neden olan bu davanın ötesinde bence kayda değer bir “insanlık” unsuru var. Örgüt yanlılarının, ilk duruşmaya birkaç gün kala yayımladıkları bildirileri okuyunca dehşete düştüm. Demokrasi savaşı verdiğini iddia eden bir kişi veya kuruluş, silahlı çatışmayı ne derecede göze alır? İnsan hakları diye haykıranların gözünde teröre kurban gidenlerin ne kadar “insan” değeri var?
Erdal’ın tahliyesini talep eden bildiride, “DHKP-C’nin, Türkiye dışında silahlı eylem yapmadığı ve yasaların dışına çıkmadığı, açıkça bellidir (...) Bu bağlamda Belçika toplumu için bir tehlike oluşturmuyor” deniyor. Eşitlik ilkesini savunduğunu iddia eden bir örgütün, böyle bir sav kullanmaya hakkı yoktur. Suç, her yerde suçtur. Devlete karşı çıkabilirsiniz. Bazı konularda haklı da olabilirsiniz. Ancak karşı çıktığınız devletin masum vatandaşlarını mağdur etmek, her yerde insanlık suçu olarak sayılır. Hiç bir zararınız olmadığı ülkelerde bile. Kaldı ki, yasal çerçevelerde eylem düzenlemekle övünen davalıların, yargılandıkları ve savcı tarafından sıralanan suçlarına bakarsanız, durumun yasallıkla pek alakası olmadığını görürsünüz: çete kurma, terörizm, sahte belge kullanma, ruhsatsız silah taşıma, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet, haraç toplama ve adam kaçırma. Örgütün, Batı Avrupa'da da suç ve cinayetler işlediğini bildiren Savcı Delmulle, örgüt planları arasında bir ABD başkonsolosluğuna karşı sabotaj, Türkiye'de aralarında bir generalin de bulunduğu subaylara ve bir bakana yönelik suikast eylem hazırlıklarının da yer aldığını ifade etti. DHKP-C’nin 13-14 Haziran 1991’de, Brüksel’de THY ve Halk Bankası temsilciliklerine yönelik saldırılarını da hatırlatan Federal Savcı, terör örgütü PKK ile işbirliği içindeki DHKP-C'nin eylemlerini Türkiye dışına taşıdığını söyledi.
Goldman’ın “1917’de Leidenstadt’ta doğsaydım, o insanlardan daha mı iyi olurdum?” sözleri geldi aklıma: silahlı çatışmada işlenen suçları aklamasam da bir nebze anlarım; peki ya terör ve uyuşturucu kaçakçılığı, insanlığa ne kadar sığar?
Bildiride ayrıca “Belçika, sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir konuda söz söyleme hakkına sahip değildir” deniyor. Bak sen! Avrupalılar, Türk hapisanelerine karıştıklarında, Türkiye’yi ilgilendiren bir konu değil miydi? Neden desteklerini kabul ettiniz? Bu sözlerden çıkarılacak önemli sonuçlar var: kendiniz için istediklerinizi başkaları için de savunmazsanız, “kendinize müslüman” olursanız, insan hakları ve eşitlik adına konuşamazsınız. Bir ideolojiyle beyinleri yıkanılıp, o ideolojinin “insanlık” özünü bilmeyen veya unutan şahıslar, asla kahraman diye geçinemezler. Bu davada Belçika yargısının, Türkiye devleti veya buna karşıt kuruluşlara ilişkin fikir beyan etmesi söz konusu değildir. Söz konusu olan, kayıtsız şartsız “insanlığın” korunması, ve zanlıların bir suçtan dolayı cezaladırılmaları veya aklanmalarıdır. Ne kör milliyetçilik yapmanın, ne de özgürlük mücahidi diye geçinmenin anlamı yoktur.