ZAMANDAN KORKMAMAK Geçmişe duyulan özlemden ve kendi hayatımızın tatminsizliğinden dolayı yaşadığımız zamana, mekana ve çevremizdeki insanlara haksızlık edebiliyoruz. Bu gerçeği en çok bayram gibi toplumsal yaygınlığı olan ve simgelerin canlandırıldığı günlerde görüyoruz. Hani meşhur geyik olarak hep dilimzde döner ya: “nerede o eski bayramlar?” Hep eskiden dem vurur, eski zamanlardaki davulculardan bahsederiz, fakat kendimiz o çok eleştirdiğimiz teknolojiden ödün vermeyiz. Minarelere hoparlör takar, ardından davulcu yetişmemesine hayıflanırız.
Zamanın akışı ve alışkanlıkların değişmesi de hışmımıza uğrar. Yine dillere pelesenk olmuş bir başka deyime göre “çağımızın gençleri çok yozlaşmış” veya “hiçbir şeyden anlamaz”. Aslına bakarsak insanlığın medeniyette, teknolojide, siyasette ve bilimde sürekli ilerlediğini gözlemlediğimizde bu önyargı oldukça haksız duruyor. İnsan olarak kendi sıramızın geçmesini, ebediyete kavuşmayı ve tarihe gömülmeyi kabullenemez olmalıyız ki sürekli kendimizi aşan çağımıza eleştiriden öte yorum getiremiyoruz. Halbuki o çok methettiğimiz geçmişe döndüğümüzde haksızlığımızın büyüklüğünü anlarız. Zira “gençler” ve “yozlaşma” temaları ezelden beri işlenir. Medeniyette doruğa ulaşmış Asurlulardan kalma kazılı tabletlerde ana-babaların çocuklarına karşı serzenişleri çokça görülür. Ardından Semavi dinlere mensup tüm topluluklarda da bu konu bolca işlenir ve temel şartlara ilham olur: “anaya babaya saygıda kusur etme”. Felsefenin en büyük isimlerinden Sokrates de Plato’nun aktardığı bazı hikayelerde gençlerin, atalarının yaptıklarına saygıdan yoksun yaratıklar olduğunu ifade eder. Modern felsefenin miladı Kant’ın eserlerinde de benzer fikirler bulunbilir. İnsan sormadan edemiyor: çağlar geçtikçe bu yeni nesiller bu kadar kötüleştiyse dünya nasıl hâlâ ayakta duruyor ve hatta gelişiyor?
Yenilik, kendini garantiye almak isteyen bizleri ürkütüyor. Belki de bu yüzden zamana bu denli kuşkulu bakıp, değişen dünya ve insanlığa “yozlaşmış”tır diye haksızlık ediyoruz.
Peki durup duruken bu yazı nereden çıktı? Tabii ki kar yağışından! Aslında yukarıda bahsettiğim tatminsizlik sadece biz Türklere özgü değil, evrensel bir davranış. Yıllarca kar yağmadı diye “eski Noeller ne güzeldi” diyen Belçikalılar, Beyaz Noel fırsatı yakaladıklarında da bu kez soğuklar ve ulaşım aksaklıklarından şikayetçi olmaya başladılar. Şartlarımızdan dolayı hayıflanmak yerine dostların, çevrenin, kısacası hayatın tadını çıkarsak, bizlere bağışlanan hayat lütfundan faydalansak, daha mutlu olmaz mıydık?
22/01/2010, Erdem Resne
Binfikir gazetesi Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır