Bir ülke düşünün ki, siyasi açıdan dünyanın merkezi sayılır, insanlarının çoğu bir çok sosyal olanaklarla beraber ekonomik hürriyetlerinin doruğunda refah içinde bir yaşam sürdürür. Yani dışarıdan bakıldığı zaman her şey güllük gülistanlık ama ah bir bilseler içinde ne fırtınalar kopuyor.
Ülkenin en büyük sorunu iki bölge arasındaki dil farkı olarak görünse de her şey bazı kafalardaki tabularda saklı sanki. Bundan yıllar önce başlayan bir hikaye aslında bu, burjuva Valonlarla köylü Flamanlar arasında. Yıllardır süregelen bu fark, geçen yıllarla beraber terse dönmeye başlamış ve günümüz itibariyle öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, artık Flamanlar Valonları sırtlarında yük ayaklarında bağ olarak görmeye başlamışlardır. Bunun nedeni ve sonuçlarıyla ilgili birçok argüman üzerine çeşitli tartışmalar yapılabilinir fakat bunu şimdilik konu dışına itip, bu bahsettiğim konuları şuan içinde bulundugumuz siyasi krize bağlamak istiyorum.
Bu ülke her ne kadar bir çok konuda dünya stardartlarının üzerinde olsa da her ülke gibi bazı kırmızı çizgileri ve hassas noktaları var ve bunların başında da bu dil ve bölge sorunları geliyor. Dolayısıyla alakalı mevzular da her türlü beklenmedik sonuca gebe. Her şey pamuk ipliğine bağlı sanki! Bu kadar basit bir nedenden dolayı hükümet düşmesi dışardan bakıldığı zaman garipsenilse de içinde yaşayanlar açısından bunun hiç de sürpriz bir sonuç olmadığı muhakkak. Bu ülkenin vatandaşları olarak sık sık sandık başına gitmek bizim için o kadar uzak bir kavram olmasa da, önümüzdeki yıllarda bu alışkanlığımızın bir tiryakiliğe dönüşeceği de aşikâr…
01/05/2010, Enes Eğilmez