Bundan 20-25 sene önce Belçika’daki Türk kökenli insanlar (diktatörleri özendirecek kadar) tek tip insan gibiydi. Biri ile diğeri arasında çok fark yoktu. Her ne kadar Milli Görüşçüler, Ülkücüler, Diyanet’e takılanlar şeklinde bir gruplaşma olsa da, homojen bir gruptu. O zamanlar en tutucu ailelerde kadınlar
diğerlerinden farklı olarak don giyerdi, o kadar. En moderni ise saydam çorap giyer ama başını örterdi. Yani Charleroi’daki Trabzon kökenli insan ile Gent’teki Emirdağ kökenli arasında büyük bir fark yoktu.
İster müzik zevki, isterse giyim anlamında olsun, koskoca Belçika’daki Türk toplumu olabildiğine homojen bir gruptu. Ama o homojen grup kalmadı, ya da yok olmaya yüz tuttu gibi. Türkiye’de olduğu gibi, annesi eşarplı olan kız aynı yoldan gidip eşarp takmadı. Ya başını açtı, kot pantolonla tanıştı, ya da başörtüsü takıp başka bir yol aldı. Yani eşarplı homojen kadınlardan heterojen kadına doğru yol aldık.
Bu kendini eğitimde de gösteriyor artık. İlk nesil erkekler yüzde 99 oranında ilkokul mezunudur. Yani tam bir homojen grup. Eğitim seviyesi aynı olunca anlayış farklılığı da az oluyor haliyle. Şimdi ise ortaokuldan terk gençten, doktorasını yapmış gence kadar geniş bir yelpazede değişik insanlar var. Haliyle bu yelpazenin bir tarafında yer alan, diğer tarafında yer alandan farklı giyinecek, farklı konuşacak, farklı düşünecek ve de farklı hissedecek kendini. Bu anlamda, (bazı konular dışında) birlikte hareket eden, aynı tarz giyinen tek tip bir toplum kalmadı artık. Önceleri, 18 yaşına gelen her genç Türkiye’den bir akrabası ile evlenirken artık bir bölümü, görücü usulü dışında, (bırakın akraba
olmayı) aynı belediyedeki farklı memleketten kişi ile evlenmekte.
Hani hep sorarlar ya “memleketin nere hemşehrim” diye, annesi İzmir kökenli, babası Erzurum kökenli olan, ama ömrü boyunca Anvers’te yaşamış birinin memleketi ne ola acaba?
Görücü usulü dışında, aynı memleketten olmayan biri ile evlenmek dahi bazı ailelere kabullenmesi
zor bir gerçek gibi gelse de, yeni bir değişim dalgası bizi beklemekte. İlerleme ya da yozlaşma gibi kelimeler yerine saptama niteliğindeki ‘değişim’ kelimesini seçtim dikkat ederseniz. Bu, gerçekten
bir saptama. Bu saptama da şudur: Kimileri bunu kabullenmese de ya da inkar etse de, eşcinsel Türk kökenli insanlar belirmeye başladı artık. Önceden kimsenin aklına gelmeyen bu saptama artık bir gerçek haline geldi. Belki bazıları bana kızacak ama, 20 sene önce Türkiye’de iken söylediğim
şeylere de kimileri kızıyordu, oysa söylediklerim şu an Türkiye’nin bir gerçeği. Her anlamda
bölünmüş bir Türkiye. Eşarplı annelerin kızları eşarp yerine başörtüsü ya da kot pantolon arasında seçim yapınca, toplumun artık bölünmeye başladığını ve de bunun ileride daha da derinleşeceğini
düşünmüştüm ve de düşünduüğüm çıktı. Aynı şekilde, burdaki toplumda da ilk nesil homojen
neslin aksine çok büyük çeşitlenme yaşamakta. Çok milliyetçi, az milliyetçi, hiç milliyetçi, Belçikalı ile evlenen baylar, bayanlar, zengin, fakir, okumuş, okumamış, gettodan kurtulan, gettonun dışına
adım atmayan, çanaklı, çanaksız, dindar, ateist, Hacca giden, eşcinsellerin barına giden, sapına kadar
“erkek”, light erkek, taş fırın erkeği, heteroseksüel, homoseksüel vesaire…
Bundan 20 sene sonra Hacı Selami’nin torunu Erdal, “ben eşcinselim dede” diyecek ve de Joris ile
olan aşkını herkese açık bir düğün ile tescilleyecek, desem ne dersiniz? “Böyle bir şey imkanı yok olmaz” diyen var mı? Aynı şekilde 20 sene önce “benim kızım Belçikalı ile evlenemez” deyip de bugün düğününü yapanlara, “dönmeyin sakın! Büyük konuşmayın!” derim ben.
26/12/2008, Kamil Gözen, Binfikir Gazetesi Kasım Speakers Corner yazısı