Almanya, Türkiye'yi bu arada Türkiye'deki basın özgürlüğünü tartışmaya devam ediyor.
Bu tartışmaya sadece medya değil, ülkenin en yüksek yasama meclisi ve hükümet de dahil.
Mart ayı sonunda Sol Parti'nin hükümetin yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanı'na sunduğu soru önergesi de bu tartışmanın bir parçasıydı.
Türkiye'yle Almanya arasındaki ilişkilerin yoğunluğu, Alman Meclisi'ndeki bu tartışmayı kısmen anlaşılır hale getiriyor. Ayrıca Sol Parti ya da daha doğrusu bu partinin federal milletvekillerinden Sevim Dağdelen, bu soru önergesinin Türkiye'ye düşmanca yaklaşımlara malzeme olmayacak şekilde oluşturmuş. Türkiye'de basın özgürlüğü mücadelesinin asıl aktörleriyle dayanışma içinde olmayı amaçladığı açıkça görülüyor. Ama yine de Türkiye'de bir temel hakkın işleyip işlemediği soruşturmasının bir başka ülkede yapılması hüzün veriyor. Üstelik soru soranlar da haklı. Evet Türkiye'de basın özgürlüğü dünyanın birçok başka ülkesinde olduğundan daha ağır biçimde ihlal ediliyor. Ancak, bu gerçeği tespit etmek için Alman meclisinin soruşturmasına hiç de gerek yok.
Neyse ki Türkiye'deki güçlü bir basın özgürlüğü mücadele geleneği var. Gazeteci meslek örgütleri, birçok medya kuruluşu, gazeteciler, büyük bir kararlılıkla basın özgürlüğü mücadelesi veriyorlar. Dışarıdan destek alsalar da almasalar da bu mücadeleleri zaman zaman ağır bedeller ödeyerek sürdürüyorlar. Ve Alman hükümetinin desteğine hiç de ihtiyaçları yok.
Üstelik, Alman hükümetinin böyle bir destek vermesi zaten sözkonusu değil.
Nitekim Alman hükümetince Sol Parti'nin soru önergesine verdiği yanıtlar bunun kanıtı.
Sevim Dağdelen, yanıtlarda yüzeysellik tespit ediyor. Bir çok soruya da kaçamak yanıtlar verildiğini...
Doğru.
Öyle olduğu için de Türkiye dönüşü gözlemleri “Türkiye'de basın özgürlüğü Almanya'dan daha iyi durumda” başlığı altında medyaya yansıyan Hamburglu genç gazeteciler yanılıyor. (Uluslararası Gazetecilik Vakfı'nın bir programı kapsamında Türkiye'de çeşitli medya kuruluşlarında staj yapan Hamburger Abendblatt'ın muhabirlerinden Özlem Topçu'yla Kuzey Almanya Radyo ve Televizyon Kurumu – NDR – muhabiri Claudia Drexel, iki ülke medyalarını karşılaştırırken, Türkiye'de durumun daha iyi olduğu tezini savunuyorlar..)
Almanya'da da basın özgürlüğü açısından ideal bir durum sözkonusu değil. Ama hapiste gazeteci yok. Ve Türkiye'de ise hapishanelerde çok sayıda gazeteci var ve bunlar yazdıklarından dolayı yargılanıyorlar.
Bu arada Federal Alman hükümeti Sol Parti'nin önergesini iki hafta önce yanıtladı. Nedeni belli değil. Ancak aradan bir hayli uzun bir zaman geçmesine rağmen bu yanıtlar medyaya yansımadı. Her ne kadar Dağdelen'in vurguladığı gibi yüzeysel ve kaçamak bir yaklaşım olsa da sonuçta Alman hükümeti de Türkiye'deki basın özgürlüğünün sorunlu olduğunu kabul edip, dillendiriyor.
Elbette Türkiye'deki basın özgürlüğü mücadelesinin Alman hükümetinin desteğine ihtiyacı yok. Ama yine de Türkiye'yle ilgili sorulara verilen bu yanıtlar önemli. Gazetecilerin bunun kaydını tutması gerekiyor.
O nedenle şimdi soruları ve yanıtları ele alalım.
Hükümet, Türkiye'de basın özgürlüğüyle ilgili sorunların ikili görüşmelerde ve uluslararası platformlarda gündeme getirildiğini açıklıyor ve Avrupa Komisyonu'nun “Türkiye'de basın ve düşünce özgürlüğünün sağlanabilmesi için yeni reformların gerektiği” görüşüne katıldığını kaydediyor..
Dağdelen tarafından hazırlanan ve partisinin Federal Meclis grubu üyesi milletvekillerinden 9'u tarafından imzalandıktan sonra 23 Mart 2009'da Federal Meclis Başkanlığı'na sunulan önerge, hükümet adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Gerlot Erler (SPD) tarafından yanıtlandı. Diplomatik bir dilin belirgin olduğu yanıtlarda Türk hükümetini suçlayıcı ifadelerden kaçınılmış, önergedeki 13 sorudan bazılarına da ortak yanıt verilmiş...
* Önergenin birinci sorusu (Federal Hükümet, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’de düşünce ve basın özgürlüğünün tümüyle güvence altında bulunmadığı yönündeki tespitini paylaşıyor mu? Yanıt evet ise a) hükümetin düşüncesine göre hangi alanlarda Türkiye'de düşünce ve basın özgürlüğü tümüyle güven altında değildir? b) Türkiye'de basın ve düşünce özgürlüğünün devlet kurumlarınca veya hükümet çevrelerince ihlal edildiğine dair hangi bilgilere sahiptir?) şöyle yanıtlanıyor: “Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve İnternetteki Suçlarla Mücadele Yasası, düşünce ve basın özgürlüğünü sınırlandıran maddeler içermektedir. Geçmişte düşünce açıklamalarına karşı ceza soruşturmalarına TCK'nın 215, 216 ve 217'nci maddeleri esas alınıyordu. Bunun ötesinde devam eden ceza davalarıyla ilgili yayınlar hakkında TCK'nın 288'inci maddesinin (devam eden davayı etkilemeye çalışmak) ve basın yasasına dayanarak ceza davaları açılıyor ve cezalar veriliyordu. Ayrıca sık sık gerçekleştirilen ve hem kapsamı, hem de uygulama süresi açısısından oldukça ağır olan internet sayfası blokajları da sorunlu bir alan. Avrupa Komisyonu, 5 Kasım 2008 tarihli Türkiye 2008 İlerleme Raporu’nda, düşünce özgürlüğünün sınırsız olarak sağlanabilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin karar ve düzenlemeleriyle uyumlu hale getirilmesi için yeni yasal reformlara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca basın ve elektronik medyalar üzerindeki baskılardan vazgeçilerek basın özgürlüğünün korunmasına hizmet edecek bir ortam yaratılması gerektiği belirtilmiştir. Hükümetimiz bu değerlendirmelere katılmaktadır.“
* Önergenin TCK'nın 301'nci maddesiyle ilgili 2'nci sorusuna (Federal Hükümet, Avrupa Parlamentosu’nun “TCK’nın 301. maddesinde Nisan 2008’de yapılan değişiklikler yetersizdir. Çünkü hala Türkiye’de bu temelde ve TCK, TMY ve Basın Yasası’ndaki diğer maddeler uyarınca şiddete başvurmadan düşüncelerini açıklayan kişiler mahkum edilmektedir” yönlü ve Leyla Zana ile hapis cezalarına çarptırılan Evrensel gazetesi yöneticileri Ahmet Sami Belek ve Uğraş Vatandaş örneklerinde yaşanmış tespitini paylaşıyor mu?) verilen yanıttta ise Alman hükümetinin sözkonusu değişiklikleri düşünce özgürlüğü alanında olumlu bir gelişme olarak gördüğü belirtiliyor.
* Önergenin 3'ncü sorusu Ergenekon davasıyla ilgiliydi. Bu davanın “basın, aydınlar ve medya üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığı” iddiasına yer veriliyor ve hükümetin bu endişeleri paylaşıp, paylaşmadığı soruluyordu (Federal Hükümet, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ‘Ergenekon Davası'nın devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak ve yargılamak yerine, siyasi iktidarca aydınlar, medya kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmasıyla ilgili’ endişelerini paylaşıyor mu?) Yanıtta “Devam eden davalarla ilgili bir açıklama yapılmadığı”na işaret etmekle yetiniliyor.
* Başbakan Erdoğan’ın bazı basın-yayın kuruluşlarına karşı başlattığı boykot kampanyalarıyla ilgili 4'ncü soruya (Federal Hükümet, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin ‘Türk hükümet temsilcilerinin boykot çağrılarının çağdışı olduğu’ yönlü değerlendirmelerini paylaşıyor mu?) verilen yanıt da şöyle: “Federal Hükümet, çoğulcu bir demokraside her vatandaşın hangi medyayı kullanacağına kendisi karar verebilmesi gerektiği düşüncesindedir”
* Önergenin Doğan Yayın Holding'e vergi cezasıyla ilgili 5'nci sorusuna (Federal Hükümet Doğan Yayın Holding’e vergi yasalarını ihlal nedeniyle yüzmilyonlarca TL tutarında ceza verilmesi ve bu çerçevede Doğan TV’nin hisselerinin Axel Springer AŞ’ye satılmasının bir rol oynadığı hakkında hangi ölçüde bilgi sahibidir?) önce “İstanbul Vergi Dairesi'nin Doğan Yayın Holding'a karşı vergi cezası soruşturması Federal Hükümet tarafından bilinmektedir. Holding, Doğan TV'nin % 25'lik payının Axel Springer AG'ye satış işlemiyle ilgili 2006 yılında yapılması gereken bildirimi 2007 yılında yapmakla suçlanıyor. Şirket, kendi açısından temelsiz ve yaklaşık 600 milyon doları bulan aşırı derecede yüksek cezaya karşı bir mahkeme nezdinde itiraz yoluna gideceğini açıklıyor” yanıtı verildikten sonra birinci ve üçüncü sorulara verilen yanıtlara gönderme yapılıyor.
* Yine bu konuyla ilgili 6'ncı soruya (Federal Hükümet, Doğan Yayın Holding’e verilen cezaya ilişkin TGS’nin ‘Bu siyası iktidarın medyayı hizaya sokma girişimidir’ şeklindeki değerlendirmesini paylaşıyor mu?) verilen yanıtta da aynı şekilde üçüncü soruya verilen yanıta gönderme yapılıyor.
Sevim Dağdelen: Hükümet samimi değil!
Sorularına verilen yanıtların çoğunlukla yüzeysel ve kaçamak olduğu eleştirisinde bulunan Sevim Dağdelen'in bu konudaki değerlendirmelerini de kayıt altına alalım...
Alman hükümetinin 19.06.2008 tarihinde karar altına aldığı bir önerge ile basın ve düşünce özgürlüğünün tüm dünyada sağlanabilmesi için kendi önüne görevler koyduğunu ve dünyanın neresinde olursa olsun basın mensuplarının özgürce çalışma koşullarına kavuşmaları için çaba göstermeyi taahhüt ettiğini hatırlatan Sol Parti Federal Milletvekili Dağdelen, „Soru önergesinde bu konuda Türkiye ile ikili görüşmelerinde konuyu hangi düzeyde gündeme getirdiğini sormuştum. Hükümet verdiği yanıtta diplomatik bir dil kullanarak ‘konu, ikili görüşmelerde ve uluslararası platformlarda her düzlemde gündeme alınmaktadır’ şeklinde yanıtlamayı tercih etti. Bu geçiştirme çabası, Federal hükümetin kendi kararlarına uyma konusunda samimi olmadığını ve kendi ekonomik ve politik çıkarlarını herşeyin üstünde tuttuğunu gösteriyor“ diyor. Ve şöyle devam ediyor:
„Hükümet bu tutumunu alışkanlık haline getirdi. Ancak biz diğer konularda olduğu gibi bu somut durumda da kaçak güreşen hükümeti kendi aldığı kararlarla yüzleştirmek için çabalarımızdan vazgeçmeyeceğiz ve Türkiye’deki muhalif basın üzerindeki baskılara karşı mücadele eden basın meslek kuruluşları ve sendikalarla dayanışmamızı sürdüreceğiz.“ Biz de. (8 Mayıs 2009)
Gürsel Köksal, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Başkanı / koksal@atgb.info