Türkiye sınırları dışında yerleşik olarak yaşayan Türk vatandaşları, Türkiye’deki seçimlere, Türkiye’ye gitme zorunluğu olmadan, bulundukları ülkelerde katılabilme hakkını sonunda aldılar.
Böylece insanlarımızın sosyal, kültürel, siyasal, bireysel binlerce kopmaz bağla bağlı oldukları, vergi ödeyerek, birikimlerini aktararak, yatırım yaparak ekonomik gelişimine büyük katkılarda bulundukları ana vatanların siyasal yaşama katılımları açısından önemli bir eksiklik gideriliyor.
“Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”da yapılan değişikliğe göre yurtdışı seçmenler, Türkiye'deki milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimleriyle, halk oylamalarına katılabilecekler. Yerel seçimlerde ise oy kullanamayacaklar.
Türkiye dışında yaşayan yaklaşık 6.5 milyon insamınızı yakından ilgilendiren bu hakkın hangi yöntemle gerçekleştirileceği ise henüz belli değil. Yasaya göre bu Dışişleri Bakanlığı'nın görüşü alınarak, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenecek... Umarız bu konudaki düzenlemeler oyların en güvenilir ve en kolay yöntemlerle kullanılmasının yolunu açar.
İnsanlarımızın yaklaşık 50 yıldır mahrum bırakıldıkları bu hakkın kazanılmasında, Türk medyasının özellikle Avrupa'daki yayınlarının büyük payı var. Türk medyası, yıllardır zaman zaman kampanyalar da düzenleyerek, bu hakkın hep peşinde olmuştu. Ama konu, Türkiye'de sık sık, örneğin her hükümet değişikliğinde, gündeme gelmesine rağmen, her defasında bir süre tartışıldıktan sonra somut adımlar atılmadan sürümcemeye bırakılıyordu.
Ve Türkiye'de çok az sayıda aydın bu konuya kafa yoruyordu.
Bunlardan biri 1999 yılında yitirdiğimiz Türkçe'nin, Türk şiirinin büyük ismi Can Yücel'di.
Yücel, yurtdışındaki Türklerin seçme ve seçilme haklarıyla ilgili görüşünü, 14 yıl önce Almanya’da bulunduğu günlerde dile getirmişti.
Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen etkinliklerin davetlisi olarak Almanya’da bulunan ünlü şairin bu konudaki görüşleri, 5 Ekim 1994 akşamı katıldığı akşam yemeğinde bu satırların yazarı tarafından kağıda geçirilmiş ve o haftaki Gerçek dergisinde de köşe yazısı olarak yayınlanmıştı.
Sözü Can Yücel'e bırakalım:
“Biz burada, yani Avrupa’da aynı zamanda da Avustralya’da yaşayan gurbetçi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Önümüzde bir ara seçim ve bir yıl sonra da genel seçim var. Bizi hala Türk yurttaşı sayıyorsunuz. Anayasa’ya göre Türk yurttaşlarının seçme ve seçilme hakkı var. Niye burada ki yurttaşlar seçme ve seçilme haklarından yoksun tutuluyor?”
***
Ünlü şair, burada birçoklarının yaptığı gibi kuru bir “seçme hakkı verilsin!” çağrısıyla yetinmeyip, somut öneriler sunuyordu:
“Bu seçme hakkı sözde tanınıyor. Ama seçmenin Frankfurt’tan kalkıp Kapıkule’de oy vermesi şartıyla. Oysa bu hak bizi temsil ettiği iddiasında olan bütün konsoloslukların önlerine konulan bir sandığa oylar atılarak gerçekleşebilir. (...) Her Türk yurttaşı bulunduğu yerde oy kullanır. Bu da öyle güç bir şey değil. Bu rejim ‘telekomunikasyon’ yoluyla her ‘iletişim’ini halledebilir. Bütün partiler, bütün fikirler bunda anlaşmış durumda. Bu çağrının bütün bu partileri, bütün bu fikirleri temsil ettiğine inanarak söylüyorum.”
Ve ele aldığı hakkın sadece “seçme” değil, “seçilme” boyutu olduğunu da unutmamıştı:
“İkinci çağrımız seçilme hakkı. Türkiye’de son bir moda var. Her kasabayı il haline getiriyorlar. Aşağı yukarı nüfusu 500.000 hatta daha az olan yerlerden 1-2 milletvekili çıkıyor. Bugün dışarıda yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan en aşağı dört milyon insan var. Bunlar neden temsil edilmiyor? Bunlar niye haklarını aynı zamanda şikayetlerini, dertlerini Büyük Millet Meclisi’nde dile getirmekten yoksun bir durumda? Ne biçim demokratik, bu Türkiye? Bu dört milyon soruyor. Bizi kim temsil ediyor? Derhal bu önümüzdeki seçimlerde, seçme hakkımızı, bulunduğumuz gurbet ellerinde Türkiye’ye ve sınıra gelme zorunluluğu olmaksızın kullanma iradesi istiyoruz. Arkasından da seçilme hakkımızı. Dört milyonun en aşağı 6-7 milletvekili ile temsil edilmesi lazım.”
***
Başta Batı Avrupa ülkeleri olmak üzere, göçmen olarak yaşadığı birçok ülkede Türklerin siyasal katılım süreçlerine katılım hakları açısından da durum şu anki durum demokrasiye hiç de yakışmıyor. İnsanlarımız eğer bu ülkelerin vatandaşlığına geçmemişlerse, 30, 40 hatta 50 yıldır yaşadıkları kent, kasaba, hatta köy ve mahallelerin yerel meclisleri için gerçekleştirilen seçimlere bile katılamıyorlar.
Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin açıkladığı istatistiklere göre Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan 5.2 milyon Türk'ün büyük bölümü, demokrasinin “en gelişmiş” durumda olduğu bu ülkelerde, en temel siyasal haklarından yoksun olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Sadece Almanya'da 18 yaşının üstünde olan, yani hem Türkiye'de, hem de Almanya'da seçme hakkından yoksun Türk vatandaşlarının sayısı 1.3 milyonu aşıyor..
Çoğulcu parlamenter demokratik sistemin ideal ve tek çözüm olarak görüldüğü günümüzde, milyonlarca insanın hem bulundukları ortamların, hem de ana vatanlarının siyasal süreçlerinden uzak tutulması, doğal olarak “Bu ne biçim demokrasi?” isyanına yol açıyordu...
Bu alandaki eksikliklerin giderilmesi yolunda ilk somut adım Türkiye'de atıldı.
İnsanlarımız artık Türkiye'deki genel seçimlere katılabilecekler.
Şimdi sırada “seçilme hakkı” var.
Avrupa ülkelerinin de artık bu insanlara en azından yerel seçimlere katılma hakkını vermesi gerekiyor. Ancak bu alandaki girişimler çok cılız. Gelişmeler hiç de umut vermiyor.
Kimbilir, belki de Türkiye'deki gelişmeler, başta Almanya olmak üzere Avrupada'daki girişimlerin de güçlenmesine yol açar.
28/03/2008, Gürsel Köksal (Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı - Frankfurt)