Arkadaşımız Özgür Balcı’nın Binfikir Gazetesinin Ocak sayısında ve sitemizde yayınlanan “MESAJIN YERİNİ BULMASI İÇİN...” başlıklı yazısı ile ilgili olarak UETD tarafından yapılan açıklamayı yayınlıyoruz:
Öncelikle, UETD’nin vermek istediği mesajın Binfikir okuyucuları tarafından doğru anlaşılması ve Sn. Özgür Balcı tarafından kaleme alınan yorumun neye tekabül ettiğini doğru tespit etmek için söz konusu bildirinin tam metnini hatırlatmak lazım.
“10 Haziran 2007 tarihli genel seçimlerden bu yana Belçika’nin içinde bulunduğu siyasi krize ilişkin UETD Brussels’in basın bildirisi
Belçika, önemli bir siyasi kriz dönemi yaşamaktadır.
Geçici hükümetin kurulması bizleri memnun etmektedir. Fakat, bu hükümetin 192 gün gibi uzun bir zamandan sonra ancak kurulabilmesi kuşku uyandırmaktadır.
Bu kriz nedeniyle tartışmalar, paneller, fikir alış-verişleri, toplantılar yapıldı, önergeler, raporlar yayınlandı. Bütün bunlar katılımcı demokrasinin sağlıklı işlediğinin göstergesi olarak bizleri mutlu etmektedir.
Bizler, 60’lı yıllarda Belçika’ya göç etmiş insanların Belçikalı çocukları olarak, iki sebepten dolayı rahatsızız; bir yandan yabancı asıllı toplumların mevcut kriz konusunda seyirci bırakılmaları, diğer yandan söz konusu toplumların pasif kalarak seyirci rolünü kabullenmiş görüntüsünü sergilemeleridir.
Bahsedilen toplumların, Belçika’nin ayrılmaz bir parçası oldukları halde, ki bu sebepten dolayı kendilerini de etkileyecek kararlar konusunda söz sahibi olmaları gerekirken, mevcut tartışmada unutulduklarını hissetmekteyiz. Halbuki bu toplumlar degişik kültürlere ve hassasiyetlere sahip olmaları nedeniyle müzakerelerin karar vericileri sürüklediği kurumsal anlaşmazlıkları çözmek ve beraberce yaşamak hedefine ilerlemekte olumlu rol oynayabilirler.
Ayrıca, bahsedilen toplumların siyasi karar vericilerinin kendilerine biçtiği seyirci rolünü tam anlamıyla kabullendiklerini hissetmekteyiz. Aksine, bu toplumların temsilcileri mevcut tartışmaya dahil olmalıdırlar, hem katılımcı vatandaşlık görevini yerine getirmeli, ve hem de Belçika toplumunun bir aktörü olduklarını hatırlatmalıdırlar.
Eğer bir toplumun tüm kesimleri toplumsal tartışmalara dahil edilmez ve dahil olmazsa, söz konusu toplumu çok kültürlü bir toplum olarak tanımlamak imkansızdır.
Bunun içindir ki, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği olarak:
- bu ülkenin bütün toplumsal güçlerine, birleşerek Belçika toplumunun temeli olan çok kültürlü idealini gerçekleştirmeleri yolunda çagrıda bulunmaktayız;
- kurulan geçici hükümete ve gelecekte kurulacak hükümete, ifade edilen katılım arzusunu görmelerini ve bu katılımın yolunu açmalarını hatırlatıyoruz.”
Görüleceği gibi, bildirimiz sadece yeni kurulmuş geçici ve prensip olarak 23 Mart tarihine kadar var olacak hükümeti hedef almıyor. Eğer öyle olsaydı yersiz olurdu. Bulunduğumuz süreç bir kriz sürecidir. Bunun içindir ki, altı buçuk aylık hükümet boşluğunu ve bu anlamda ki gelişmeleri izleyip değerlendirdikten sonra bu bildiriyi yayınladık. Ve bunu yaparken aslında çeşitli toplumlara mensup olan bir çok STK yetkililerinin hissettiği rahatsızlığı kağıda dökmüş olduk.
Ne mekan ne de zamanlama yanlışı var. Partiler arasında ortak bir noktaya varılamaması doğrudur. Fakat bu doğru ancak aldığımız inisyatifin doğruluğunu pekiştirir. Zira, koalisyon partnerlerinin kendi iç kanaat mekanizlamarının köleleri haline geldiklerini, bu durumun bir kurumsal çıkmaz yarattığını ve bu sebepten dolayı farklı toplumsal hassasiyetlerin bu sürece dahil edilmesinin dinamizm ve akılcılık getirebileceğini söylemekteyiz.
Altı buçuk aylık süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçildi. İlk aşamada Kral, siyasi sorumluları anayasal geleneğini sürdürerek kabul etti. İkinci aşamada enformatör Didier Reynders, zemin hazırlığı yapmakla mükellef olan parti başkanı olarak iş ve STK dünyalarının önde gelen temsilcilerini kabul etti. Bu aşamada yuvarlak masalar, istişarelerle iş gücü, alım gücü, yasal oturumu olmayanlar, devlet reformu, göç gibi önemli konular sendikalar, insan hakları dernekleri, iş veren federasyonlar, sosyologlar, politologlar ve bir çok daldan uzmanlarla görüşüldü. Formatör Yves Leterme ile başlayan, eksploratör Herman Van Rompuy ile devam eden ve sancılı bir şekilde formatör Guy Verhofstadt ile sonuçlanan üçüncü aşama da bu geleneğe uydu. Yani bu süreç içerisinde siyaset arenasının dışında kimseyle görüşülmedi demek doğru değildir.
Belçika Devletinin geleceği karamsarlık duygusuyla tartışıldığı ve bu geleceğin koalisyon partnerleri ve Belçika kurumları kadar en az bizi de etkileyeceği için ilgilendirdiği bir ortamda kullandığımız böyle bir inisyatif hakkında sırası değil gibi bir tutum sergilemek bizleri şaşırtmaktadır. Ve yine zamanlama olarak arzumuz, iki ay sonra tekrar gündeme gelecek devlet reformu tartışması konusunda ki katılım arzumuzu şimdiden gerekli mecraların dikkatine sunmaktır.
Yetki düzeyine gelince, bir kaç şeyi belirtmek lazım. İlk önce UETD olarak uyguladığımız metodu açıklamak durumundayız: politik partisipasyon ve katılımcı demokrasi konusunda kendisine misyon belirlemiş bir kuruluş olarak, her bir duyurumuzu Belçika’nın tüm karar organlarına ayrım yapmaksızın ulaştırıyoruz. Yani federal meclis ve hükümetin yanı sıra, topluluk meclis ve hükümetleri, bölge meclis ve hükümetleri, önde gelen belediyeler ve resmi kurumların hepsi UETD için hedef noktası ve çalışma alanıdır. Dolayısıyla bildirimizde ki mesajı tabi ki federal düzeyin dışında ki odaklara da ulaştırmaktayız.
Uyguladığımız yöntem konusunda açıklık getirmekle birlikte yetki düzeyleriyle alakalı yorumun – eğitici olsa da – yersiz olduğunu iki açıdan ifade etmek mümkün.
Birincisi, bildirimizin amacı çok kültürlülük bünyesinde proje yürütmek değildi. Yani çok kültürlülük bu kontekst içinde bir hedef değildi. Sadece bir araç ve hatırlatmaydı. Niyetimiz, Belçika’nın, en azından sosyolojik açıdan, çok kültürlü temellere dayandığını hatırlatarak – ki bu bizim yaklaşımımız – politik katılım arzusunu, hele böylesi kritik bir ortamda, devlet reformu gerçekleştirme yetkisini barındıran federal kamu kurumlarına iletmekti.
İkincisi, evet kültür politikaları topluluk hükümetlerinin, haklar eşitliği politikaları ise bölge hükümetlerinin yetki alanlarında – Filaman hükümetinin hem topluluk hem bölge yetkilerini yürüttüğünü de düşünürsek. Peki nasıl oldu da bazı yetki alanları topluluk ve bölge hükümetlerine transfer edildi? Federal düzeyde yani federal meclisi oluşturan iki kanat – Vekiller Odası ve Senato – bünyesinde ki sürecin sonucunda devlet reformu veya reformları gerçekleştirildiği için. Yani her ne kadar bazı konular federal düzeyin yetki alanına girmese de, devlet reformu yetkisi, ki en önemli yetki bu, federal düzeyin görevidir. Peki anayasa değişikliğiyle gerçekleşecek devlet reformu değil mi Belçika’nın geleceğini, yani bizim de geleceğimizi, etkileyecek olan şey? O zaman federal meclis ve federal hükümete böyle bir katılım arzusunu iletmek kadar doğal ve yerinde ne olabilir? Hangi siyasal karar organlarının hangi yetkiye sahip olduklarını bilmek herhalde böyle bir inisyatifi gerekli kılar. Senato’nun kısmen topluluk senatörlerinden oluşması hakkında da açıklıklar getirilebilir fakat belki konuyu uzatmış oluruz.
Son olarak, bilinmeli ki, bu basın bildirisi, hem Filaman hem Frankofon – Valon terimi kısıtlayıcı olur –, toplam 6 kuruluş tarafından desteklenmektedir (Regionaal Integraticentrum Foyer vzw, DéClik asbl, Unie van Turkse Verenigingen vzw, La Turquoise, VOEM vzw ve Femmes Musulmanes de Belgique). Bildirimizin hedeflediği kitle açısından mesajımızın doğru algılandığını, çok sayıda basın organı, münevver, siyasi kurum ve STK yetkililerinden aldığımız feedbacklerden anlıyoruz. Krizin devam edeceğini düşünürsek, bu gelişmeler mutlaka aldığımız inisyatifin genişlemesine yol açacaktır. Katılımcı demokrasinin sağlığı için.
Mehmet Alparslan SAYGIN
UETD Brussels Genel Sekreteri
24 Ocak 2008
Tartışmaya neden olan Özgür Balcı’nın yazısı için : www.binfikir.be/?c=164&a=2455