meyrem almaci-kitap1

Groen Başkanı Almacı “ Respect is de nieuwe punk- Saygı: Karşı duruşun yeni adı” adlı kitabı ayrışma ve popülizme karşı duruyor

Flaman Yeşiller-Groen Başkanı Meyrem Almacı “Respect is de nieuwe punk” adlı ilk kitabını 31 Ekim’de Anvers Kitap Fuarı’nda tanıttı.

2007 Yılında ilk kez seçildiği Federal Parlamento’da Yeşiller Grup Başkanı, 2014’ten beri de Groen Başkanı olarak sesini hem parlamento içinde hem de kamuoyunda sürekli duyurmayı başaran Meyrem Almacı; ilk kitabı “Respect is de nieuwe punk-Saygı: Karşı Duruşun yeni adı ” adıyla yayınladığı ilk kitabında da farklı bir tarzla sesini yükseltiyor. Kitapta “içinden geçtiğimiz çalkantılı bir dönemde, sesini duyurma cesareti- Durven opstaan in turbulente tijden- alt başlığını da kullanan Almacı’nın bu ismi de kullanması tesadüf değil sanırım. Günümüzün ayrıştırıcı, popülizmin pek çok değeri kaybettirdiği, terörizmin tüm zehirini topluma saldığı günümüzün çalkantılı, türbülant bir döneminde bunlara karşı durabilmeyi anlatıyor ve geleceğe dair umut veriyor.



Anvers Kitap Fuarı’nda Almacı’nın ümit veren sesi yankılanıyor

31 Ekim Salı günü Anvers Kitap fuarına ulaştığımda, 3 nolu salonun 325 numaralı bölümüne yaklaşırken, Almacı’nın mikrofondan yükselen sesini duyuyorum. Kahkahaları ile karışık anlatımı, hayata ve kendi hayatının negatifliklerini humor ile hafiflettiğini hatırlatıyor bana. Kendisiyle kitabın tanıtımı için söyleşi yapan gazetecinin sorusu üzerine, kitapta geçen fırıncı hikayesini anlatıyor Almacı.. Hikaye Almacı’nın çocukluk yaşlarında, göçün ilk zamanlarında bir fırında kendisine ayrımcı belki biraz da ırkçı bir yaklaşımı anlatıyor. Ama Almacı hikayeyi anlatırken, yaptığı espriler ve kahkahaları ile hafifletmeyi başarıyor. Benim dışımda hepsinin yerli Belçikalı olduğu – Federal Parlamento’nun şimdiki Groen Grup Başkanı Cristof Calvo hariç kendisi Katalan kökenli- dinleyenlerin Meyrem’e saygıyla karışık sempatik bakışlarını görüyorum. Meyrem hayata yaklaşımı, olumlu olumsuz deneyimleri aktarışı ile pozitif bir etki yaratıyor. Kitabında, tam da bu yaklaşımı sergileyen Almacı, hala gelecek için, toplumsal yaşam için çalışan çok insan olduğunu ve bu insanları görmemiz gerektiğini vurguluyor aslında: “ Bir müziği dinlediğinizde, bir resme baktığınızda ya da bir kitabı okuduğunuza, oradaki insanların hikayelerini öğreniyor ve onları anlıyor, seviyorsunuz. Aslında sokaktaki herkesin bir hikayesi var. Belki daha önyargısız davransak, daha açık davransak onların hikayeleri de bizi etkileyecek ve paylaşacağız” şeklinde kitabının amacını açıklıyor Almacı.

Çocukluk ve gençlik hikayelerinden örneklerle günümüzün temalarına ışık tutuyor

Meyrem Almacı, Isparta’nın Kozluca köyünden yoksul bir ailenin Belçika’ya göçü sonrası doğan 11 çoğundan biri. İshal nedeniyle iki çocuğunu kaybeden baba Almacı, ailesine daha iyi bir gelecek sağlamak üzere 1960 yılının sonlarında Belçika’nın Beringen kentine maden işçisi olarak gelir. Daha sonra Sint Gillis Waas’ta bir metal fabrikasında ve inşaat sektöründe çalışır. 1974’te annesi ve kardeşlerinin de Belçika’ya gelmesinden 2 yıl sonra Meyrem Almacı doğar. Daha anaokulu zamanlarında iki farklı kültürde yaşamanın zorlukları ile karşılaşan Meyrem Almacı, kitabında çocukluk ve gençlik yıllarının, olumlu ve olumsuz deneyimlerinin nasıl bugünkü yeşiller partisi Başkanı Almacıyı yarattığını anlatıyor. Bunları anlatırken de günümüzde tartışılan konulara projektör tutuyor.

Anasınıfında alnına çizilen ve silinen sonra yine çizilen Haç işareti’nin Almacı’nın kimliğine katkısı

Anasınıfında iken okulda değer verdiği, sevdiği ve sevilmek istediği öğretmenleri ile evde yine değer verdiği, sevdiği ve sevilmek istediği ailesi arasında kalmış, Almacı. Bugün hala değişmeyen ve pek çok göçmen çocuğun yaşadığı sorunlar… Aswoensdag diye adlandırılan ve Katolik inancına göre okulda çocukların alınlarına çizilen siyah haç işareti ile öğlen yemeği için eve dönen küçük Meyrem, annesinin sanki küçük kızı kötü bir şey yapmış da damgalanmış gibi bir hisle aceleyle haç işaretini silmesi, ilk tuhaflık duygusunu yaşatmış Meyrem’e. Aynı şekilde okula geri döndüğünde öğretmeninin silinmemesi gereken haç işaretini gördüğündeki şaşkınlıkla karışık, yapılmaması gereken bir şeyin yapılmış olduğunu hissettiren tavrı ile tekrar alnına çizmesi; Meyrem’e iki kültür arasında kalmışlığı yaşatmış. İşte o gün, bugünkü Meyrem Almacı doğmuş. Çift kültürlü, çift dilli ve iki kültür arasında köprü görevini üstelenen Meyrem Almacı.

Bu kitap benim biyografim olmaktan çok, günümüzün tartışılan konularına benim geççişimden örneklerle bir bakış

“Yeni direniş biçimi Saygı” şeklinde Türkçeye çevirebileceğimiz “Respect is de nieuwe punk” ismi ile Anvers Kitap fuarında tanıtımını yaptığı ilk kitabı yukardaki haç hikayesi ile başlıyor. Kitabın alt başlığı da ‘Durven opstaan in turbulente tijden” yani ‘Çalkantılı dönemlerde ayağa kalkma-sesini yükseltme cesareti. Kitap hakkında kendisiyle yaptığım söyleşi de bu kitabı yazma fikrinin doğuşunu şöyle açıklıyor Almacı; “ Benim hakkımda 2-3 yıl önce bir belgesel film hazırlanmıştı. Bu filmde memleketimiz Kozluçay’a kadar gidip, oralarda yaşam hikayem hakkında röportajlar yapıldı. Bu filmden sonra pek çok kişi bana “senin böyle bir hikayen olduğunu bilmiyorduk” şeklinde şaşkınlıkla karışık yorumlarla geldi. Bu yorumlardan sonra bir kitap yazma fikri oluştu. Ama bu kitap, sadece benim biyografim olmaktan çok öte bir kitap olmalıydı. O yüzden biyografimi değil ama çocukluğumdan anılarla bugünkü Meyrem Almacı’nın üstlendiği köprü rolünü anlatmaya çalıştım. Aynı zamanda benim gibi hikayeleri olan ve okulda, işyerinde,sokakta, bakkalda, fırında… hayatın her alanında karşılaştığımız insanların da bir hikayeleri var. Ama biz onların hikayeleriyle hiç ilgilenmiyoruz. Bir müzik dinlediğimizde, bir kitap okuduğumuzda ya da bir resme baktığımızda ordaki hikaye bizi çok etkiliyor. Benim hikayem de politikacı olduğum için insanların ilgisini çekecek. Ama ben bu kitapla, “şimdi benim hikayemi okuduğunuzda bununla igileniyor ve benim duygularımı paylaşıyorsunuz. Sokaktaki insanların da aslında benim gibi hikayeleri var ve yapmamız gereken sadece o insanların da bir hikayesi olduğunu hatırlamak ve paylaşmak’ demek istiyorum”

Bugünkü Yeşil politkalar savunucu Meyrem’in doğuşu: Çernobil faciası

Çocukluk yıllarında kütüphanlerden edindiği kitaplarla Flamancasını ve hayal dünyasını zenginleştiren Almacı, Sint -Gillis- Waas’ta Gençlik Evi (Jeugdhuis)’ne adımını atmasıyla müzik ve arkadaşlık da dünyası zenginleşmiş. Bu yüzden 2016 yılından beri artık beledùyelerin kütüphane açma zorunluluğunun ve gençlik evlerinin kaldırılması gibi kararları eleştiriyor.

Kitapta çocukluk ve gençlik yıllarındaki anekdotlardan güncel konulara sıçrayan Almacı, bu yönüyle iklim sorunları, göçmenler, eğitim, ekonomi, siyaset,… alanlarındaki bugünkü yaklaşımını açıklıyor. Örneğin;10’lu yaşlarında bir kız çocuğu olarak Almacı, Çernobil faciası ile ilgili haberiailesine çevirisini yaparken, binlerce kilometre uzaktaki bir kazanın, Belçika’daki evlerinin bahçesindeki sebzeleri yemelerine nasıl engel olduğunu farkediyor. Evde içtikleri Rize çayının artık tehlikeli, radyasyon yayan, kanser tehlikesi içerdiğini ve artık Rize çayı içemeyeceklerini öğreniyor. İşte o gün, bugünkü yeşiller parti Başkanı Meyrem Almacı şekillenmeye başlıyor.

“Politikayı bir meslek olarak yapmaya başladığımda bu işi bırakmam lazım”

Kitabı incelerken Almacı’nın bugün savunduğu değerlerin, çocukluğu, gençliği yani geçmişindeki temellerini görüyorsunuz. Bu anlamıyla genellikle toplumda negatif bir algısı olan siyaset ve politikanın kendisi için anlamını soruyorum: “ Ben politikayı bir meslek olarak yapmıyorum. Partideki arkadaşlarımı da zaten “bir gün benim politikayı meslek olarak yapmaya başladığımı farkedersiniz ben uyarın, hemen bu işi bırakayım” diyorum.” Çünkü ben inandığım değerler için politika yapıyorum. Bu değerleri savunmak ya da hayata geçirmek için politika yapmaktan başka yollar da var. Derneklerde aktif olmak, toplumsal, sosyal alanlara aktif olmak gibi. Bugün bu şekilde toplumsal yaşama değer katan çok insan var” diyen Almacı yaşadığı Sint-Gillis-Waas’ta Yeşiller partisi(Eski adı Agalev)’nin kurucularından. Hatta Federal parlamentoya girdiği yıllarda Genç Yeşillerin de Başkanıydı.

“Çocuklarımızın eğitimde başarısı kendi kişiliklerine bağlı olmamalı, devlet engelleri ortadan kaldırmalı”

Gent Üniversitesi Karşılaştırmalı Kültür Bilimleri Lisans mezunu olan Almacı, Brüksel serbest Üniversitesi ve Katolik Leuven Üniversitesi’nde “Göçmen gençlerin eğitim seçimleri ve yüksek öğrenimdeki başarı düzeyleri” ile ilgili araştırma projelerinde çalıştı. Meyrem Almacı kitabında“ dikiş nakış meslek eğitim lisesine gönderilmek istenen bir kız çocuğu iken, kız kardeşini ikna edip okula ebeveynlerinin Türkiye’de olduğu yalanını uydurup, kendisine nasıl üniversite eğitimi kapılarını açan düz liseye kayıt yaptırdığını da anlatıyor. Almacı “ her göçmen çocuk benim gibi ısrarcı, inatçı ve asi olmak zorunda değil. Ben belki bu özelliklerim de sayesinde bazı engelleri aşabildim. Ama biz yöneticiler olarak çocuklarımızın geleceğini, sadece onların kişilik özelliklerine bırakamayız. Çocuklarımızın eğitimde karşılaştıkları sorunları tespit edip, bu engelleri kaldırmak için önlemler almalıyız” diyor.

Belçikalı mı, Türk mü? Biz aslında kimiz, neyiz?: LAZANYA

Son günlerde sıkça gündeme gelen kimlik sorunsalını da çok güzel bir örnek ile açıklayan Almacı, “ Ben aslında bir Lazanyayım” diyor. Bir lazanya da bir kaç katman vardır. Lazanya’nın sadece peynirini tadıp çok lezzetli bir lazanyaymış diyemezsiniz. Lazanya içindeki tüm katmanlarla birlite tadıldığında lezzetlidie ve gerçek lazanyadır. Ben bir anne, bir feminist, sol bir politikacı, Türk kökenli ama Waasland’da doğmuş, kesinlikle inanmış bir Flaman ve Belçikalıyım. Bunlardan birini diğerine tercih etmek istemiyorum” diyor.

02/11/2017, Serpil Aygün

Benzer Haberler