mineyildiz-2

Ah kuzum… Belçika’da yeni misin?

Tükiye’de yaşadığım benzer bir durumu Brüksel’de de yaşamak ne büyük bir rastlantı, ne kadar da keyifli ve öğretici! Türkiye’de iken evimde konuk ettiğim genç kızımız Macaristan’dan gelmişti(Türk değildi). Bu sefer de çok da yakından tanımadığım birileri aracılığıyla, bir şekilde bana ulaşmış ve bir süreliğine kalabileceği yere ihtiyacı olan, Türkiye’den, belli ki varlıklı bir aileden gelmeyen gencecik bir kızımızı konuk ediyorum evimde. Hayalleri ve bir amacı olan gencecik bir yürek ve dilini bilmediği koca bir şehir.
Önce tanıştık elbet. Oturup bir kahve içtik birlikte. Belçika’ya gelmeden öncesi ve sonrasını başladı anlatmaya. Gözlerinin ta içine baktım. Kelimeler ardı sıra dökülürken dudaklarından, ne söylediğinden çok gözlerindeki ifadeleri dinledim. O anlattı ben gülümsedim. Elbette bin dereden su getirmek, bin bir türlü gerekçeyle reddetmek mümkündü genç arkadaşımızı. Öyle ya niye reddettin diye kim yargılayacaktı ki beni, vicdanımdan başka! Bir nedenle yabancı bir ülkede yaşaması gereken bir “İNSAN” ve de ayrıca bir “KADIN” olarak yaşadıklarını dinledim sessizce. O anlattı ben yeniden gülümsedim.
***
KİMSİN? NECİSİN? HANGi SİYASİ PARTİYE, İDEOLOJİYE VEYA CEMAATE YAKINSIN?
Hımmm buralarda yenisin demek… “(iç ses konuşuyor…) Şimdi bu kişi yol yöntem de bilmez! Ne işi var burda? Niye gelmiş ki? Fazlalık biri daha…İyisi mi görmezden/duymazdan geleyim. Çok zorunda kalırsam şöyle ağız ucuyla “bişey lazım olursa ara” der geçerim, hani hiç ilgilenmemiş gibi de olmamak lazım, “mış” gibi yapar idare ederim”. Çok zorunda kalırsam bahane mi yok canım, hımm şey derim; İşlerim o kadar yoğun ki arayamadım, ilgilenemedim, ev hali…falan filan, sıralarım 3-5 gerekçe olur biter” Öyle ya karşıdakinin zeka(?!) ve algılama(?!) kapasitesi düşük anlamaz nasıl olsa…” Çünkü o gökten zenbille indi, insan denen türle ilk karşılaşması.
***
Bu kişinin yardıma ihtiyacı var bu kesin, bir o kadar da net! Bunu adım gibi biliyorum ama……
1 nolu insan tipi: Benim bu kişiye yardım etmem için bir ortada somut bir NEDEN var mı? Önce onu bir sorgulayayım;
-Bizim cemaattenmiş…
-Bizim partidenmiş…
-Bizim uzaktan akrabaymış…
-Bizim mezheptenmiş…
-Bizim memlekettenmiş…
– Kadın lan bu! Belki…
– Bizim aşirettenmiş
…vs… vs…
Bizden mi değil mi? Sağcı mı solcu mu, türbanlı mı değil mi, alevi mi sünni mi, Türk mü Kürt mü Süryani mi, zengin mi yoksul mu? Yardıma ihtiyacı olan sadece bir “İNSAN” değil. Yani bizdense yardımcı olmak lazım. Bu durum, bazıları için aslında yüksek sesle dillendirilmeyen bir tür (üstü örtük/gizli) zorunluluk (Kimi insanlar bu kategorinin kesinlikle dışında).
Yani bir doktor şöyle mi demeli hastaya; ‘Kimlerdensin, necisin? Ben ona göre tedaviye başlayıp başlamayacağıma karar vereceğim?!’
2 nolu sorunun geçerli olduğu insan tipi; “Bu kişiye yardımcı olursam bundan bireysel olarak ne tür bir ÇIKARIM olur? Bunun karşılığında ondan NE alabilirim?” ŞARTLI YARDIM! ‘Al gülüm ama, sen de ver gülüm…’ İnsan sevgisi adına değil. İnsan olmanın gereği adına hiç değil, başka koşullara bağlı yardım…
3 nolu insan tipi: Pekiiii ben bu kişiye yardım ETMEZSEM NE KAYBEDERİM? Hiçbirşey mi? O zaman salla gitsin! Ayrıcaaaa birilerine zamanında yardım ettim de NE OLDU? Şimdi arayıp sormuyorlar bile, nankör çıktı çoğu (Niye nankörlük yaptınız kardeşim…ne çabuk unuttunuz iyi insanları,sizden sonrakileri hiç mi düşünmediniz!?)
***
Karşılıksız, koşulsuz, insan sevgisiyle yapılan yardım? Öyle şey mi olur canım? Olmaz mı gerçekten?
Peki soru şu; yardımda karşılık beklemek gerekir mi?? Kesinlikle gerekmez deyip, sağda solda ben sana insan olarak yardım edeceğim hiç bir karşılık beklemiyorum deyip, aramaz sormaz olanlar, hiçbir yardımda bulunmayanlar: “O zaman orda burda esip gürlemeyeceksin, büyük insanlıktan, yardımlaşma ve dayanışma ruhundan, insani değerlerden söz etmeyeceksin. Kayıtsız kalmayacaksın insana. Hangi siyasal görüşten olursan ol. İster dindar, ister ateist, ister deist ol. Önce kendi kuşağına(öyle çok eskilere gitmeden), şimdine, içinde bulunduğun tam da şu dönemde nasıl bir insan olduğuna bakacaksın. Yeni kuşağa/gençlere ‘efenim biz eskiden…’ le başlayan sözler sarfederken bir kez daha düşüneceksin. Yeni kuşağı suçlamayacaksın daha bencil olmakla. Yada eğer verdiysen bir bir söz tutacaksın,insanlara tutamayacağın sözler vermeyeceksin kardeşim. Aynaya bakacaksın! ZANNEDİYOR MUSUN Kİ SENİ SADECE “SEN” VE O BAKTIĞIN “AYNA” BİLİYOR? NE BÜYÜK YANILGI! “
Son cümle; Modern(!) çağın hastalığı: bencillik! Herkes şikayet eder ama kimse kendinde görmez bencilliği. İnsanlık daha fazla kaybetmemeli artık insanlığından. İyilik gören insan, bir başkasına iyilik yapacaktır, kesinlikle yapmalıdır. Başkalarından karşılığı gelsin diye değil! Gerçek sevgiyle yapılan yardımlaşma öyle bir duygudur ki, verdikçe ve paylaşıldıkça çoğalır. Karşılık beklenildiğinde bunun güzelliğini ve yüceliğini başkalarının iznine, başkalarının denetimine bırakmış olursunuz. Oysa Halil Cibran’ın dediği gibi;
“Sevgi hiçbir şey sunmaz, sadece kendisini, 
Hiçbir şey kabul etmez, kendinde olandan gayri…
Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de; 
Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle…”
***
Bir KIZIM DAHA OLDU BENiM. Ne zaman isterse ziyaretime gelecek, karşılık beklemeden sevdiğim bir kızım daha oldu. Şanslıyım.

03/07/2017, Mine Yıldız, Binfikir Gazetesi Haziran 2017 sayısı köşe yazısı

Benzer Haberler