rexep yagizoglu1

40, 50 Sene geçse de aradan, bu tutku unutulmaz! İlk fırsatta tekrar hiç sönmemiş gibi alev alır!

Recep Yağızoğlu Edirne’de doğmuş. Belçika’ya 8 yaşlarında yerleşmiş. Recep Bey film çekiyor, yazıyor, oynuyor, seslendiriyor, okuyor, 5 dil biliyor. Üretiyor, üretiyor ve durmuyor. İşin ilginç yanı, Recep Bey bunların hepsini emekli olduktan sonra yapmaya başlamış. Gerçekten çok farklı bir hikayesi var. Hikayesini buraya sığdırmak çok zor ama umarım yakın gelecekte onun hayatını izleme fırsatımız olacaktır. Gelin Recep Beyi sizlere daha yakından tanıtalım.

Bu yaşa o kadar çok şey sığdırmış ki Recep Bey,çoğu insan yaş ilerledikçe aktivitelerini azaltır. Recep Bey, özellikle emekli olduktan sonra daha da aktif olmuş. İçinde zaten sanata karşı bir aşk varmış, fakat dilediği gibi sanat yapmak, sanatını bir yaşam tarzı yapmak şimdilerde daha mümkün olmuş. Örnek alınılması gereken bir yaşam tarzı. Recep Bey ve diğer röportajlarımda da bunu hissediyorum, bir şeye tutku ile bağlanan insanların gözlerindeki o parıltılar o kadar farklı ki! Karşılarındakilere öyle bir olumlu enerji veriyorlar ki, takdir etmemek mümkün değil.

Oyunculuğa olan merakınız nereden geliyor?
5 Yaşındayken okullarda düzenlenen müsamereler benim içimde gizlenen oyunculuk filizlerinin hareketlenmesini sağladı. O sahnede illaki ben de bir şeyler okumalıydım. Belçika’ya geldiğimiz zaman, okuduğum okulda da minik bir tiyatro kulübü vardı. Ona çok sevinmiştim. Orada 2 çocuk tiyatrosunda başrolde oynadım, sanki dünyalar benim olmuştu.
Oyunculuğu seviyordum ama biz buraya oyuncu olmak için gelmemiştik ki! Para kazanıp, geri gidecektik. Gel zaman, git zaman planlar gerçekleşmedi. Biz büyüdük, okul bitti. Hadi bakalım işe. Çalışmaya başladık, oyunculuk ikinci plana düştü bu sefer. Oyunculuğu ne kadar sevsen de, o zaman oyuncu olma gibi bir şansın yoktu. İşe başladıktan bir süre sonra evlendim. Çocuklarım oldu. Onlar büyüdü, evlendiler torunlarım oldu. Bu süre zarfında tiyatro ile birebir ilgim olamadı. Tiyatrolara gidiyordum ve içim gidiyordu, çünkü artık oyuncu değildim. Keşke bu süre zarfında bir şey yapabilseydim. Mahalle tiyatrosuna gidebilirdim ama yoktu. Ya Belçikalı gruplara katılacaktım ya da işi gücü bırakıp bu işin okulunda okuyacaktım veya tutturduğum düzene devam edecektim. Ben düzenimi bozmamaya karar verdim ama bu tiyatroya olan aşkımdan vazgeçtiğim anlamına gelmiyordu. Gel zaman git zaman, emekli oldum. Emekli olmak benim için yepyeni bir başlangıçtı. Tiyatro aşkım yeniden canlandı. Bir mahalle tiyatrosuna girdim. Genel olarak Türkçe oyunlar oynuyorduk. İçimdeki aşk tekrar alevlendi. Belçika’nın çok farklı tiyatrolarında oynadık ve oynuyoruz. Belçika Kraliyet Tiyatrosu’nda oynuyorum, dizilerde oynuyorum, filmlerde oynuyorum şimdi.

Peki Belçikalılar sizi nasıl keşfetti?
Beni sahnede keşfetmişler. Onlar da ara sıra tiyatroları gezip, farklı yüzler bulmaya çalışıyorlar. Şans eseri, beni de bir tiyatro oyununda keşfetmişler. Bu yaşımda o da bana nasip oldu..

En yakın zamanda yapmak istediğiniz projelerinizden de bize biraz bahseder misiniz?
Göçmen bir ailenin çocuğuyum, daha ben doğmadan hikayem başlıyor zaten. Hayat hiç kolay başlamadı benim için. Hayat kolay da geçmedi ama bu süreç zarfında çok şey öğrendim, hayattan zevk aldım. En büyük planlarımdan bir tanesi, hayatımı filme çekmek.

Her oyunda farklı farklı karakterlere girmeniz gerekiyor. Bu konuda zorlanıyor musunuz?
O karakteri oynamadan, o karakter olmuş olmanız lazım zaten. Zamanla o karakter oluyorsun, adeta içine işleniyor o karakterin DNA’sı. Oyun bittikten bir kaç gün sonra zamanla gerçek benliğine tam olarak dönüyorsun.

En çok sizde etki bırakan hangi oyununuz oldu?
“Çılgın Türkler”. Orada ben 3 ayrı karakteri oynuyordum. Tarihi çok severim. Böyle oyunlarda istesen de, istemesen de duygulanıyorsun.

Recep Bey belki emekli oldu ama onun için gerçek, hep arzuladığı hayat daha yeni başlamış! Şu zamana kadar o kadar üretmiş ki. Bitmek, tükenmek bilmeyen bir enerjisi var! İnsanın tutkusunu bulabilmesi ve onu gerçekleştirme imkanının olması herkesin başına gelmiyor. Tutkunuzu bulduysanız, sakin onu bir yere bırakmayın! İyi yıllar!

05/01/2017, Ayşegül Diril, Binfikir Gazetesi 2016 Aralık sayısı ARTfikir röportajı

Benzer Haberler