meyrem-alamci4

Partisini tırmanışa geçiren Groen Başkanı Meyrem Almacı bütçeyi topa tuttu

Flaman Bölgesi’nin ilk Türk kökenli parti başkanı Meyrem Almacı. Flaman Yeşiller Partisi Groen’un 4. Başkanı Meyrem Almacı, son seçim anketlerine göre partisini Flaman Bölgesi’nde %13,3 ile en çok yükselişe geçen parti konumuna getirdi. 2014 seçimlerinde %8,7 oy alan Groen, Meyrem Almacı’nın kaptanlığında oylarını %4,6 artırarak, bugün Flaman Bölgesi’nin en büyük 4. Partisi olan Flaman Liberalleri-Open VLD’nin (%13,6) 4. Sıradaki yerini tehdit ediyor. 2007 Yılında Federal Parlamento’ya seçilen Almacı, parti grup başkanı olarak o dönemdeki Dexia banka krizini inceleyen meclis komisyonun önemli bir üyesi olarak tüm Belçika’nın dikkatini çekmişti. Artık ‘Miss Dexia’ diye anılan Almacı, federal parlamentoda küçük tasarruf sahibi vatandaşın haklarını korumak için ciddi bir mücadele verdi. Belçika’da başörtüsü yasakları gündeme geldiğinde de herkesten önce Almacı, bu yasağın başörtülü genç kız ve kadınların eğitim ve iş yaşamlarına getireceği olumsuz etkileri ön plana çıkarak, tartışmanın görünmeyen boyutlarını tüm Belçika’ya duyurdu. 2010 Yılında yapılan seçimler sonrası 541 gün süren hükümet kurma görüşmelerinde, müzakerelerde yer aldı ve alternatif öneriler sunan, olumlu ve yapıcı politik duruşuyla diğer Belçika partileri arasında da partisini saygın bir yere getirdi. 2 Yıllık başkanlığı sonucunda partisini en çok yükselişe geçiren Başkan olarak Almacı her ne kadar mütevazi davransa da bu gelişme de Almacı’nın inandığı sosyal, ekonomik ve yeşil değerlere bağlılığı, dürüst, profesyonel ve yapıcı politikası ile partinin değil toplumun kazanması için kim uygularsa uygulasın üzerinde ciddi çalışılmış önerilerle iktidara ‘daha iyi bir toplumsal yaşam’ için samimi çabaları gözlerden kaçmıyor. Almacı ile partisinin yükselişi ve hükümetin bütçe politikalarını konuştuk.

Partini Flaman Bölgesi’nde en çok yükselen bir parti konumuna getirdin. Bunu neye bağlıyorsun?
Çalışarak geldik buraya tabii ki. Şunu belirtmek lazım: bu bir seçim anketi, gerçek değil henüz. Seçime daha çok vakit var. Bizim sloganımız ‘ Her şey daha farklı olabilir”. Bu koalisyon kurulduktan sonra amacımız en başından beri hükümetin politikalarına muhalefeti sadece eleştirerek, bunun yanında alternatif önerilerle gelmek oldu. Biz tüm eleştirilerimizi yaparken, son derece derin bir şekilde incelenmiş dosyalarla önerilerimizi sunduk. Örneğin, Kris Peeters bizim “ çalışılabilir iş” önerimizi merak edip bizi davet etti ve önerimizi dinledi. Biliyorsunuz Belçika’da burn-out diye ifade edilen- çalışanların iş yoğunluğundan kaynaklı bunalıma girme oranı çok yüksek, %64. Belçika’da bir yıldan fazla hastalık sigortasında kalıp işe gidemeyenlerin sayısı çok fazla. Biz burada bir sorun olduğunu tespit ettik ve aile ve iş yaşamını dengeleyecek, çalışılabilir bir iş önerisi sunduk. Bunun yanında eğitim konusunda refter revolutie önerisi, sosyal güvenlik alanında sermaye sahiplerinin nasıl katkısı olabilir, şeklinde araştırmalar yapıyor ve önerilerimizi sunuyoruz.

Meryem, seninle ilk federal meclis grup başkanı iken de röportaj yaptım. O zamanlarda da senin hep sadece eleştiri değil, alternatifler sunmak çabaların vardı. Bu anlamda senin yeşillere katkın ve bu başarının arkasındaki önemli faktörün bu olduğunu söyleyebilir miyiz?
Partinin genel konsantrasyonu bu yolda değişti ama Groen sadece Meyrem Almacı değil. Meyrem Almacı bir ekibin başkanı. Ekibe bakarsan Federal Parlamento’da Kristof Calvo var. Sevenler de sevmeyenler de Kristof’un başarısını inkar edemiyor. Flaman Parlamentosu’nda Björn Rzoska var. Flaman Parlamentosu çok fazla medyada yer almıyor ama orda bakanlar bile Björn’un çok sağlam bir siyasetçi olduğunu söylüyor. Burada benim için parti başkanı olarak önemli olan gerek parlamentolarda gerekse belediye meclislerinde, sadece hangi politikalara karşı olduğumuzu söylemek değil, hangi politikaların yanında olduğumuzu ve kendi alternatif önerilerimizi sunmak ve alternatiflerimizi gerçekleştirmek önemli. Çözüm önerileri bizim için çok önemli. Çünkü biz daha iyi bir geleceğe inanıyoruz. Hem sağ hem de sol partilerde çok negatif bir yaklaşım var.. Sol partilerin başkanlarının aralarında bile aynı. İşte “ savaş koşullarında yaşıyoruz resmen. Bir taraftan terör, bir taraftan Brexit,.. her şey kötü gidiyor…” Hep olumsuzlukları konuşuyorlar. Ama aslında bakarsan Belçika toplumu hem Valon, hem Brüksel hem de Flaman toplumu çok çalışkan bir toplumuz. Avrupa’da pek çok ülkeden çok daha fazla çalışıyorlar ve aslında zengin bir ülkeyiz. Bu zenginlik bu çalışkanlıktan kaynaklanıyor. Bu toplumun potansiyeli var ve bunu unutmamalıyız. Politikacılar olarak bizlerin de bu çalışkan insanlara yol göstermemiz, çözüm sunmamız gerekiyor. Eski başbakanlarımızdan JeanLuc Dheane “Yolculuk zor ama bu zor yolculukta deneyimli rehberlerimiz var” demişti. Bugünkü sorun, deneyimli rehberlerin olmaması. Rehberler, koalisyon ortakları birbirlerini yemekle meşgul. Bütçe görüşmelerinde de gözlemledik. Sürekli aralarında tartıştılar. Yani koalisyon ortaklarından biri bir şey yapınca diğer ortak ben de buna karşı şöyle çıkış yapayım gibi bir yaklaşım var. Bizim farkımız kendi ilkelerimizden vazgeçmeden çözüm önerileri sunmak ve başkaları sürekli olumsuzlukları gündeme getirirken, biz geleceğe pozitif bir şekilde yaklaşmak istiyoruz. Yalnızca sorunları vurgulamak değil, bu sorunlar arasındaki fırsatları da öne çıkarmak istiyoruz. Tabii ki yaşadığımız dönem zor bir dönem. Terör, iklim değişiklikleri, Amerika’da Trump- Clinton seçim sürecinde yaşananlar, Filipinler de Duterte’nin politikaları, Belçika’da sağcı-popülist partiler yabancıların üzerine gidiyor, mülteci krizini çok popülist bir şekilde kullanıyorlar. Ama bizim pozitif bir yaklaşıma ihtiyacımız var. İnsanlarımızın bir gelecek vizyonuna ihtiyacı var. Biz Groen olarak insanlara yeni bir vizyon vermek istiyoruz, insanların yeni umutlara ihtiyacı var. Pozitif bir cevaba ihtiyacı var. Biz ciddi bir yol ayrımındayız: “Biz kimiz, nasıl bir toplumuz, şu anda neredeyiz ve gelecekte nereye ulaşmak istiyoruz.” Bu durumda negatif yaklaşım mı pozitif yaklaşım mı gerekli? Negatif yaklaşım kolay olanı. Bu kadar zorluk arasında pozitif bir yaklaşım zor olanı. Ama ben çocuklarımızı düşünüyorum: onlara hangi olanakları yaratabiliriz? Gerçek bir çözüm bulmak, insanların potansiyellerini ortaya çıkarmak ve birlikte daha iyi bir gelecek kurmak için çalışıyoruz. Her gün sorunlar nedir, hangi imkanlarımız var, çözüm için neler yapabiliriz, bunlara bakıyoruz. Çalışma alanında burn-out sorunu mu var, Çözüm ne? a- İşvereni cezalandırabiliriz b- Çalışma koşullarını aile yaşamı ile birlikte dengeli hale getirecek önlemler alabiliriz. Ancak şu anki hükümette ne görüyoruz?: Birbirleriyle kavga ediyorlar. Toplumun sorunlarına nasıl çözüm üretebiliriz diye düşünmek yerine, koalisyonun diğer üyelerinden daha önce medyada hangi öneriyi sunabiliriz, diye düşünüyorlar. Aralarında tartışmaktan toplumun sorunlarını düşünemiyorlar. Son seçim anketleri partimizin ciddi bir oranda yükseldiğini gösteriyor ama bu bizim için yeterli değil. Biz her gün aynı şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Mücadele henüz bitmedi! İnsanların siyasete olan inancı kalmadı. Bunu son yaptığımız Groen tanıtım filmine verilen tepkilerden de anlıyoruz. Bu filmde biz, toplumsal yaşama kendi çapında katkı sağlayan insanlara- biz bunlara doener diyoruz- siz bu toplumun umudusunuz, sizinle partner olmak istiyoruz mesajı verdik. Doeners dediklerimiz, örneğin yalnız bir anne, gönüllü olarak çalışıyor, mülteci kamplarında yine gönüllü olarak rehberlik eden insanlar, engellilere yönelik projeler üreten işletmeciler,… bu insanlar kendi çaplarında toplumsal sorunlara çözüm üretiyorlar. Biz toplumumuzdaki bu potansiyele sahip çıkıyor ve sizinle birlikte daha iyi bir gelecek kurmak için çalışmak istiyoruz diyoruz. Onların yerine değil ama onlarla birlikte çalışmak istiyoruz. Bazı partiler diyor ki ‘sizin ilgilenmenize gerek yok biz sizin adınıza yaparız, başkaları diyor ki toplumsal katılım iyi ama biz kendi kararlarımızı kendimiz alıyoruz.’ Biz buna inanmıyoruz. Biz gerçekten bu insanlarla birlikte geleceği inşaa etmek istiyoruz. Sonuç olarak tekrar soruna dönecek olursak, insanlar artık bu negatifliklerden çok bıktı, yeni bir vizyona açlar resmen. Biz de Groen olarak insanlarımıza bu pozitif gelecek vizyonunu vermek sorumluluğunda hissediyoruz kendimizi. Bu da toplumda karşılığını buluyor.

Sen Groen’un başarısını kendi başkanlığına çok bağlamak istemiyorsun ama ben yine de bir Meyrem Almacı farkı görüyorum: bu pozitif yaklaşım ve alternatifleri ön plana çıkardın diye düşünüyorum.

meyrem-alamci1
Mutlaka benim de katkım olmuştur ama 1999-2016 arasında dünya tamamen değişti. Artık tüm dünya iklim değişikliklerini kabul ediyor. Artık bunun üzerinde tartışma yok. Tüm partiler iklim, çevre sorunlarını dile getiriyor artık. Ama biz parti olarak da değiştik. Daha profesyonel olduk, daha büyük bir ekip var arkamızda. Sadece iklim değil, ekonomik sosyal konularla daha fazla ilgilenmeye başladık. Banka krizi ile ilgilendik. Örneğin artık Meyrem Almacı deyince ‘Miss Dexia’ geliyor insanların aklına. Eskiden bu konularla çok fazla ilgilenmiyorduk. Artık insanlar ‘Yeşiller , sadece iklim değil öncelikle bizim sosyal ekonomik sorunlarımızla da ilgileniyor’ demeye başladı. Eskiden bu şekilde tanıtmıyorduk kendimizi. Eskiden rol modeller çok ön planda değildi. Afişlerimizde bile sadece bir dünya fotosu, ağaç, yeşil falan vardı, insanların yüzleri bu kadar görünmüyordu. Tabii eski parti başkanlarımız olmasaydı ben buraya gelemezdim. Onlar benim buraya gelmeme çok katkı sağladı. Bunu unutmamak lazım. Yani sonuçta partinin gerek koalisyonda, gerek muhalefette yer almasından çok şey öğrendik. Herkesin olumsuzluklardan bahsettiği şu günlerde, sadece negatif konuları ön plana çıkaran değil; çatışmaların, savaşların yaşandığı, mülteci krizinin yaşandığı, iklim sorunlarının arttığı, Brexit’in yaşandığı bu günlerde daha sosyal daha yeşil bir Avrupa, daha sosyal daha yeşil bir Belçika, daha sosyal daha yeşil bir Flaman Bölgesi için alternatif önerilerle gelmeyi öğrendik. Alternatif bütçe ile geldik, iktidarın yaptığı her şeyi eleştiren değil, doğru politikaları da destekleyerek olumlu bakışımızı gösterdik. Tüm bunların birleşimi bizi şu anda sadece bir seçim anketi de olsa bu başarıya götürdü.

Hükümetin zenginleri vergilendirme tabusu var!

Hükümet bütçe görüşmeleri çok tartışmalı geçti. Bütçe açığı konusunda tam bir rakam tutturamadılar, önce 2,4 milyar dendi, sonra 4,2 milyara çıktı, en sonunda 3 milyar açık üzerinden bütçe tamamlandı. Bu hesaplama hataları ve bütçenin sıradan vatandaş üzerindeki etkilerini biraz anlatır mısın?
Hükümetin oluşturduğu bütçe güven vermiyor. Önce 2,4 milyar dediler. Sonra Taxshift olarak adlandırılan maaşlardaki vergi yükünün azaltılması ama başka alanlardan bu indirimin karşılanması konusunda elde edilecek gelirleri yanlış hesapladıkları çıktı ortaya. Sonra bütçe açığı 4,2 milyar oldu. Son olarak bütçe de 3 milyar açığı kapattık dediler. Burada 4,2 milyar’ın 1,2 milyarını şimdilik geri plana attılar, bu açık var olmasına rağmen. Çünkü hükümetin öncelikli amacı AB’nin beklediği bütçe açığının Gayri Safi Milli Hasıla’nın en fazla %0,3’ün altında olması hedefini tutturmak. Bunun için kapatılması gerekli açık da 3 milyar. Bu 3 milyarı çözdüler bütçede ama asıl açık 4,2 milyar olarak duruyor. Yani bütçeye güvenemiyoruz maalesef.
Diğer taraftan bütçenin vatandaşa etkilerine gelirsek, bu hükümetin adil vergilendirme konusunda bir tabusu var. Sürekli toplumun aynı kesimlerinden fedakarlık bekleniyor. Emeklilik yaşı artırıldı, çalışanlara dokunuldu, işsizlere dokunuldu, minimum gelir garantisi olarak verilen ödeneklerin kısılması, yarım zamanlı çalışan yalnız başına çocuklarıyla yaşayan kadınlara dokundu, şimdi de okullarını yeni bitirmiş gençlerin minimum maaşlarında kısıtlama yaparak gençlere dokundular. Ama sermaye üzerinden para kazananlardan fedakarlık istenmiyor. CD&V’nin meerwaarde vergisi-hisse senetlerinin satışından elde edilen karların vergilendirilmesinden beklenen gelir sadece 80 milyon Euro. Bunun karşılığında sıradan insanı direkt etkileyen sağlık bakım sektöründen 1 milyar Euro tasarruf yapılıyor. Kris Peeters’in önerdiği vergi son derece marjinal, çok fazla getirisi yok, bu bile kabul edilemezken, halkın sağlığından 1 milyar Euro tasarruf edilmesi hemen kabul ediliyor. Toplumun %10’unu oluşturan 1 milyon Euro’ya sahip, ama bunlardan fedakarlık beklenmiyor. Bu hükümetin temel yaklaşım hatası burada. Adil bir vergilendirme için temelden bir reform yapmaya yanaşmıyor ama her defasında tasarrufu, fedakarlığı toplumun hep aynı, güçsüz kesimlerinden istiyorlar. Spekülasyon vergisi getirildiğinde de aynı şey yapıldı. Küçük yatırımcılardan vergi alınırken, asıl büyük yatırımcılardan alınmadı. Ondan sonra da insanların neden kızgın olduğunu anlamıyorlar. Cevap çok basit: toplumun finansal olarak güçlü kesimlerinden hiçbir çaba beklemiyorsunuz ama sürekli emeklilerin, işsizlerin, şimdi de gençlerin ve çok fazla kadınların kapısını çalıyorsunuz bir şeyler istemek için. Son bir örnek vereceğim. Duyduğumda son derece sinirlendim. Yalnız yaşayan çocuklu ve gelir düzeyi düşük olan kadınların nafakalarının ödenemediği dönemlerde, bu kadınların yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli olan ödenekler yıllardır yeterince ödenmiyor. Bu kadınlara yoksulluktan kurtulmaları için yardım edilmiyor yani. Şimdi minimum gelir garantisi ödeneklerinden tasarruf ediyorlar. Ne demek bu, yarım zamanlı çalışanların, yoksulluktan kurtulmaları için ödenen minimum gelir garantisi ödeneklerini kısıtlıyorlar. Yarım zamanlı çalışanların çoğu kadın. Kadınlar aile içindeki çocuk bakımı gibi fonksiyonları nedeniyle genelde yarım zamanlı çalışmak zorunda kalıyor. Şimdi bu kadınları cezalandırmaktan başka nedir? Son olarak hamile kadınlar işin niteliği gereği örneğin kimya sektöründe, hamileliğine zararlı olabilir diye yasal olarak çalışmasına izin verilmiyor. Ne yapıyor hükümet şimdi, bu kadınların sağlık nedeniyle yasal olarak çalıştırılamayacakları dönemlerde ya şirketin başka bir bölümünde çalıştırması ya da devletin kapattığı maaş açığının %10’unu işverenin ödemesini istiyor. Belki teknik olarak kulağa çok hoş gelebilir bu ama neye yol açıyorsunuz bunu yaparak?: Zaten iş piyasasında erkeklerden çok daha az üst kademelerde çalışabilen kadınlara, işverenin bir kez daha ayrımcılık yapmasının önünü açıyorsunuz. Çünkü işveren bir kadın adayı işe almak istediğinde bu kadının gelecekte hamile kalabileceğini hesaba katarak, ona vereceği ekstra iş de olmayınca bu %10’u ödemek zorunda kalacağını hesaba katarak, geleceği olan, örnek teşkil edebilecek bir kadın adayı reddedecek. Kafasındakileri açıkça söylemeyecek tabi. Ama erkek bir adayı kadın bir adaya tercih edecek. Hükümetteki kadınlar da yanlış olan ne bilmiyorum ama bakanlar kurulundaki erkek bakanlar, sürekli toplumsal olarak zaten zor durumda olan kadınları, sağlık bakım sektöründe çalışanları, zor sektörlerde çalışan kadınları, yarım zamanlı çalışan kadınları cezalandıracak önlemler alıyorlar. Hükümet sürekli iş, iş, iş,.. diyor ama istihdamda ne kadar sıkıntılı kesimler varsa onlara zarar veriyor. Aynı şekilde sosyal güvenlik alanında da sürekli olarak toplumsal yaşamda en az avantaja sahip kesimler cezalandırılıyor. Bugün hükümetin sosyal güvenlik politikalarına baktığınızda da sadece tam zamanlı işe sahip olanlar, iş ve aile yaşamını bir arada götürmekte sıkıntısı olmayanlar ve yani toplumda zaten güçlü olanlar kazanıyor. Bu durumda sosyal denge nerede? Sorun tam da bu: sosyal adalet siteminde denge yok, toplumsal yaşamda denge yok. Biz “ bütçenin dengelenmesi önemli ama toplumsal yaşamın dengelenmesi de bir o kadar önemli diyoruz. Bu Hükümeti’n bütçesinde denge yok, toplumsal yaşamında denge yok. Bu yüzden CD&V’yi adil vergilendirme konusunda destekledik. Bu yüzden kendimiz alternatif öneriler sunuyoruz. Bu alternatiflerin hükümetin ajandasında yer alması için çalışıyoruz.

Peki alternatiflerle geliyoruz diyorsun. Bütçe ile ilgili sizin alternatifiniz nedir?

meyrem-alamci2
Biz Hollanda’da kullanılan ‘vermogens rendement heffing’ önerdik. Nedir bu ?: 1 Milyondan fazla tasarrufu olan ve bu tasarrufundan faiz geliri elde edenlerin bu faiz gelirlerinin vergilendirilmesi. Yani 1 milyondan fazla tasarruftan elde edilen faiz gelirinin sadece %0,75’nin vergilendirilmesi. Bu rakam en yüksek %2’ye kadar çıkabilir. CD&V’nin önerdiği ‘meerwaarde belasting’ ise sadece hisselerin satışından elde edilen karları kapsıyor ve 2 yıl içinde satışı gerçekleşen 50 bin Euro’nun üzerindeki karları yani 250-300 bin Euro’luk hisse senedi olanları kapsıyor. Bu da bir çaba ama çok küçük ve çok özel durumları içeriyor. Ama bizim önerimiz adil vergilendirme istiyorsanız küçük bir bölümde değil tüm sistemde değişiklik yapılması. Milyarlarca Euro’yu kapsayan bir sistem bizim önerimiz. Belçika’nın daha rekabet gücünü artırmak için maaşlardaki vergi yükünün azaltılması gerekiyor, bunu anlıyoruz ama buradan azalacak geliri tekrar bütçeye katmak için 1 milyon Euro’dan fazla tasarrufu olan ve bunun artık ciddi bir faiz geliri getirdiği insanlardan karşılayalım bu açığı diyoruz biz. Bu şekilde ‘taxshift’i mükemmel bir şekilde uygulayabilirsiniz. O yüzden biz diyoruz ki Hollanda’da uygulanan bu sistemi Belçika’da da uygulayalım. Böylece çalışanlara ek vergi yüklemek yerine 1 milyon Euro’dan fazla tasarrufu bulunanların bu tasarruflarından elde ettikleri faizleri vergilendiren yani mali gücü yüksek olanların daha fazla dayanışma içinde olmasını sağlayalım. Bu her yönüyle hesaplanmış, hatta uygulama örneği olan geniş çaplı bir öneri. Ama Hükümet bunu yapmak yerine küçük detaylarla ilgileniyor. Çünkü finasal olarak güçlülerden dayanışma istemiyorlar.

Peki, her yönüyle hesaplanmış ve uygulanmış bir öneri diyorsun ama CD&V’nin önerdiği hisse sentleri satışından elde edilen karların vergilendirilmesi daha az güçlü bir kesimi kapsamasına rağmen, Hükümet bu öneriyi bütçeye dahi alamadı. İncelenmek üzere gelecek bir tarihe atarak ancak anlaşma sağladı kendi içinde. Sizin önerdiğiniz çok daha yüksek mali gücü olanları vergilendirmeyi nasıl başarabilecekler? Bunların lobisi daha güçlü olsa gerek diğerlerinden.

Bu sistem Hollanda’da uygulanıyor neden Belçika’da uygulanmasın? Bakın gerek bizim parti olarak yaptığımız araştırmalardan, gerekse KU Leuven’in de aralarında olduğu bazı üniversitelerin yaptığı araştırmalardan çıkan sonuca göre toplumun %80-85’i daha adil bir vergilendirme talep ediyor. Artık sağ ya da sol partiye oy veren ayrımı yok burada. N-VA’ya oy veren de Open VLD’ye oy veren seçmen de talep ediyor bunu. Yani toplumun %80’nin istediği bir politikayı gerçekleştirmek zor değil. Tek sorun bu hükümetin toplumun %10’unu oluşturan süper zenginleri vergilendirmek konusunda tabusu var. Toplumun %80-85’i yani büyük çoğunluğu istiyor bunu. Belki bizim partide %95’i adil vergilendirme istiyor ama N-VA’da dahi seçmeninin %75’i adil vergilendirme istiyor. Ancak hükümet bir taraftan kendi aralarında kavga ile meşgulken bir taraftan da hem kendi seçmeninin hem de toplumun büyük bir kesiminin taleplerine kulaklarını tıkıyor. O yüzden bugün sokaktaki insan ‘N-VA’ya bir şeyler değişecek diye oy verdim ama değişen bir şey yok’ diyor. Ancak ne N-VA ne de diğer koalisyon partileri toplumdaki bu büyük uzlaşmaya kulak vermiyor. Bir başka konudan örnek vereyim Belçika çokuluslu şirketlere Belçika’da yatırım yapmaları için vergi avantajı sağlayan ‘Excess profit rulling sistemi‘ni uyguluyor. Bu sistemin üstüne yeni bir ‘exess profit ruling’ sistemi uyguladı. Avrupa Birliği bile Belçika’yı bu ikinci vergi avantajını uygulayamayacağı ve yasal olmadığı konusunda uyardı. 700 milyon Euro’luk bir vergiden bahsediyoruz. Belçika’nın çokuluslu şirketlere sağladığı ikinci vergi avantajı ile kaybettiğimiz 700 milyon Euro’yu geri istememiz gerekiyor. AB de geri istememizi söylüyor. Ancak bütçe de 4,2 milyar açığı olan bu hükümet bu 700 milyon Euro’yu istemiyor! Maliye Bakanı Johan Vanovervelt gündeme bile almıyor bunu! Çokuluslu şirketlere gidip, ‘ kusura bakmayın bizden önceki hükümet karar vermiş ama hem AB bunu yasaklıyor hem de bütçemiz sıkıntıda bu parayı geri almamız gerekiyor’ diyebilirsiniz. Ama hayır yapmıyorlar. Bu neyi gösteriyor? Siz çokuluslu şirketlerin tarafında yer alıyorsunuz, ülkenizdeki çalışan vergi ödeyen insanların yanında değil!

07/11/2016, Serpil Aygün, Binfikir Gazetesi Ekim 2016 sayısı orta sayfa söyleşisi

Benzer Haberler